Aslında
herkes hayvanseverdir; bu insanın doğasında vardır. Çünkü insan
doğal olana, samimi ve içten olana ilgi gösteren, sıcaklık duyan
bir varlıktır ve hayvanlar doğallığın, samimiyet ve içtenliğin
ta kendisidir. Bir hayvan olarak insan da böyleydi, doğallığa,
samimiyete ve içtenliğe yakınlık ve sıcaklık hissetmesi bu yüzdendir.
Ama insan giderek bu özelliğini zayıflatmaya başladı. Kendi doğasını
saptırmaya çalışıyordu ve bunun bedelini de ağır ödedi. Yine de
içinde doğala, samimi ve içten olana bir sıcaklık vardır; hatta
kendisi bunu kaybetmekte olduğu için bu sıcaklığı ve ilgisi daha
da artmıştır. Bu bir yanı, ama öteki yanı da var: Henüz niye
bedel ödediğini tam algılayamadı, içine düştüğü yabancılaşma
o kadar büyük ki asıl nedenin doğal özelliklerini saptırmaya çalışması
olduğunu göremiyor, galiba daha da acısı görebildiğinde de bir şey
yapamıyor.
İnsanın
doğal özelliklerinden sapması sonucunda ortaya hayvansever lafı çıktı.
Hayvansever bazılarımız hayvan severiz, bazılarımız sevmeyiz
demektir. Oysa insanın doğasında doğal olana, samimi ve içten olana
yakınlık hissi var. Ama işte bu saptırıldığı için bazılarımız,
galiba çoğunluğumuz hayvan sevmiyor. Böylece hayvanseverlik sanki
bir hobi gibi oluyor. Bazılarımız marangozluğu severiz, bazılarımız
spor yapmaktan hoşlanırız, bazılarımız da hayvan severiz, bunlara
da hayvansever denir.
İşte
hayvansever teriminin yolaçtığı bu algılama çok ciddi bir tehlike.
Tabii şunu da görmek lazım: hayvanları sevmek insanın doğasında
var ama o doğa saptırıldığına, insan yabancılaştığına göre
ortaya hayvanseverlik bir vakıa olarak çıkmış bulunuyor. Şimdi
bununla ne yapacağız, soru bu. Bir çare şu: Hayvan
sevmeyebilirsiniz, hayvansever olmayabilirsiniz ama cana saygı göstermelisiniz.
Timsah sevmeyebilirsiniz, hatta görünce mideniz bulanabilir ama timsah
avcılarının mahkum edilmesini istemelisiniz, bu cana saygının gereğidir.
Öyleyse hayvanseverler cana saygı ve empatinin yeniden insana dönebilmesi
için çaba sarfetmeli, bu konuda öteki toplum girişimleri ile işbirliğine
girmeli, ortak çalışmalar yapmalıdırlar. Bu bizi şu noktaya
getiriyor: Hayvanları korumak ve kollamak için çaba sarfederken biraz
ihmal ettiğimiz bir alana, insanın aslına dönebilmesi alanına da
girmeliyiz, o alanda da çaba sarfetmeli, işbirlikleri geliştirmeliyiz.
Çünkü hayvanları öteki insanlardan koruma mücadelemiz çok
marjinal kalıyor, etkisiz kalıyor. Nasıl kalmasın ki? İki kollu ve
iki bacaklı bir sürü yaratık binlerce bebek foku başına vura vura
öldürdü, bu olay 2005 senesinde oldu ve insanlığın geneli kayıtsız
kaldı. Öyleyse iki kollu iki bacaklıya dönüşen insanların yabancılaşmasının
kırılabilmesi mücadelesine de katkı vermemiz gerekiyor. Bu zor ama görüyoruz
ki bu işler sadece hayvanseverlikle olmuyor, olamıyor. Mesela bu
hayvansever terimine karşı mücadele açarak başlayabiliriz.