Güneşli
bir yaz sabahıydı. Kadıköy-Sirkeci vapurundan aceleyle inen
insanlardan biriydim. Yolculuğumun en zevkli kısmı bitmiş, okula ulaşmam
için binmem gereken otobüslerin kalktığı duraklara doğru yürüyordum.
Sahilde bulunan sokak lambalarından birinin altına oturmuş yaşlı
bir adam dikkatimi çekti. Çoğunlukla sokaklarda geçen bir yaşamın
yıprattığı eski giysileri, kalın camlı gözlükleri vardı. Beyaz
saçları, bir iki günlük beyaz sakalı ve yüzündeki derin çizgilere
rağmen oldukça dinç görünüyordu. Yere bağdaş kurmuş, bir eliyle
mızıka çalıyor diğer elindeki kurşun kalemle muhtemelen yerde uçuşurken
bulduğu kirli ve buruşuk bir gazete parçası üzerindeki bulmacayı
çözüyordu. Önünde ters çevrilmiş bir karton kutu üzerinde duran
dört tane, mızıka varlıklarını pek de önemsemeyen yaşlı adama
rağmen müşteri bekliyorlardı. Adamın yanında ince boyunlu, büyük
kulaklı, zayıf ama oldukça sağlıklı görünen yavru bir tekir kedi
vardı. Kedi sabah güneşinin de verdiği keyifle yaşlı adamın etrafında
koşturuyor, kucağına inip çıkıyor, gölgeler ve ışıklarla
kendince çeşitli oyunlar oynuyordu. Adama doğru yaklaştım ve,
“Amca, kedi senin mi?” diye sordum gülümseyerek. Bir süre cevap
vermedi ve kafasını çözmekte olduğu bulmacadan kaldırmadı. Sonra
yüzüme baktı ve hiç beklemediğim şekilde, “Bilmem, kendisini
bana ait hissediyor mu, hiç sormadım,” dedi. Sonra mızıka çalmaya
ve bulmacasını çözmeye devam etti…
Yol
boyunca elimde yaşlı adamdan ayrılırken satın aldığım mızıkayı
tutarak söylediklerini düşündüm. Kedi ailesinin ilk bireyini
evcilleştirdiğimizden bu yana 5000 yıl geçti. Kendi kurduğumuz
uygarlığa adapte ettiğimiz kediler ve diğer “ev hayvanları”nın
bakımları için gerekli malzeme ve hizmetlerin oluşturduğu, her gün
büyüyen koca bir sektör var şu an dünyada. Artık geri dönüşü
olmayan bu evcilleştirme sürecine paralel olarak hayvanların da her gün
artan birçok sorunu var. “Evcil hayvan” kavramını yarattığımız
gibi bir de “sokak hayvanı” kavramı yarattık bu süreç içinde.
Kendi yarattığımız sorunların çözümleri için binlerce öneri atılıyor
ortaya; kimi sorunun, kimi çözümün parçası olmayı sürdürüyor.
Hatta bu çözüm arayışları içinde rant grupları oluştuğuna dahi
şahit oluyoruz kimi zaman. Bazen içinden çıkılmaz bir kısırdöngü
gibi geliyor hepsi. Ama karşılaştığım yaşlı adam bana bir şey gösterdi:
Belki bir gün hayvan “beslemek” ve “sahiplenmek” yerine onlarla
BİRLİKTE YAŞAMAYI öğrenebiliriz… Kim bilir…