Yaşadığımız
dünya içinde yaşadığımız çevreyle birlikte hızla ayaklarımızın altından
kayıp gidiyor. Bunu ne kadar duyumsuyoruz?
Küresel
ısınma, doğanın sendeleyen son denge alanlarını bekleyen tehlikeler, yaşı
genç olanlarımızın yaşam süreleri içinde gerçekleşecek. Dünyanın
kalbi, endüstrilerin doğayı ve doğanın yaşamla özdeşliğini hiçe
sayarak mal-meta üreten çarkları arasında eziliyor. Bize hala bir seçenek
sunuluyor: Maddi edinimler için yaşa, tüket ve içindeki ‘eksik beni’
tamamlamaya çalış! Çağdaş tüketim toplumunu analiz eden sosyolog
Baudrillard’in tezi bu kadar açık bir sonuca varıyor.
Doğadan,
bitkilerden ve hayvanlardan yana olmak aslında kendi insanlığımızdan yana
olmak: bunu hissedebiliyor muyuz? Kendi büyüttüğü bir fidana ya da kendi
büyüttüğü bir hayvana bakan birinin gözlerindeki ışıltı bize anlatır
aslında. Her şey sevmekle başlar!
Doğayı,
hayvanları sevmek, kendi ait olduğumuz ama giderek elimizden alınmakta olan
asil benliğimize sahip çıkmak bir yanıyla. Çünkü her şey sevmekle başlar.
Doğadan, bitkilerden ve hayvanlardan sevgiyle yana olmak, kendimiz için oluşturduğumuz
bir sevgi ortamında yaşayabilmenin imkanlarını sunuyor bize, üstelik karşılıksız
ve koşulsuz... Yani sevgi, kalbinizin derininde, geniş bir yer kaplayan.
Yıllar
önce komşuların şikayetiyle Belediye’den köpeğimizi almak için
geleceklerini, imza topladıklarını, komşulardan birinin küçük çocuğu
gizlice bildirmişti bize. Daha önce hiçbir şeye bu kadar üzülmemiştim.
Neyse ki gelen görevli, babacan, hayvan seven biri çıktı, koşulları ve köpeğimizin
durumunu uygun buldu, kalmasına izin verdi.
Bize
haber ileten komşu çocuğu, bugün görsel sanatlar alanında giderek isim
yapan genç bir sanatçı. Sevgiyle kalsın...