SOKAK KEDİLERİ

Hakçası, burayı kedi barınağına çevirmek benim de hoşuma gitmiyor. Gelin görün ki, bazen insan kendini tutamıyor. Bu hafta Pako'nun sayfasında cins kedilerin muhtemel sahiplere tanıtıldığını görünce, kendimi sokak kedilerinin haklarını korumak zorunda hissettim. Cins kedi de iyidir, hoştur, hatta bizim de bir ara bir Siyam kedimiz vardı, Şapşi'nin de baba tarafı (sokak kedisi cinsinden olsa da) Van'dır. Cins kedi alınmasına ise elbette hiçbir itirazım yok. Bakımları biraz zordur, bazıları kendini tanrı sanır ama, güzeldirler Allah için. Alın, güle güle bakın.

Ama kedi seçme noktasındaysanız eğer, ben size sokak kedileri cinsini de hatırlatayım. Kedi olmak dışında bir özellikleri yoktur; öyle bir göz bir renk, öteki başka renk, yok, tüyler genelde upuzun, yumuşacık ya da özel bir renkte gibi hasletler aramayın. Ama kedi gibi kedidirler, iyi bakarsanız sağlıklı, uzun ömürlü olurlar. Küçükken elinize geldiyse, bir miktar eğitebilirsiniz bile. Yani, bir kedi ne kadar eğitilebiliyorsa, o kadar.

Sokak kedileri güzeldir. Beyaz, siyah, sarman, tekir, iyice alaca, duman rengi ya da bunların bir karışımından oluşabilirler. Bebekken aldıysanız eğer, evin güvenli havası iliklerine kemiklerine işlemiş olarak büyürler. Sakın bakamayacağınıza karar verip de atmayın. Sokağın ölümcül zorluklarına alışkın olmayan kedinin orada hayatta kalması çetin iştir. Ben şahsen sadece birkaç örnek gördüm ki, başlarını tombiş Marme'miz çekiyor. Ama şimdiki halinde o da dayanamazdı herhalde.

Sonradan sokağa bırakma meselesi, kediler için de, köpekler için de geçerli. Hayvancıkları bebekken alıyor, bir süre sonra, kedi köpek sevmediklerine ya da bakamayacaklarına, ya da aldıkları hayvanın umdukları gibi çıkmadığına karar vererek, iyi ihtimalle petshop'a iade ediyor / bir tanıdıklarına veriyorlar; kötü ihtimalle de, sokağa bırakıyorlar. Bu ikincisinin o hayvanı (hele bir kediyse) yüzde 90 ölüme terk etmekten farkı yok. Zaten sokak kedilerinin ortalama ömrü de kısacıktır ama, sokağın tuzaklarına, güçlüklerine alışkın olmayan hayvanı oraya bırakmak, idam emrinden farksız. Ben bir aralar, 101 Dalmaçyalı filminin gazıyla alınıp sonra da sokaklara bırakılan Dalmaçyalı hikâyelerinin bir 'şehir efsanesi' olduğunu sanırdım: "Ayy, şekerim, gittik, bizim çocuğa aldık ama büyüyünce değişti, sevimsiz bir şey oldu. Biz de attık." Caddebostan sokaklarında, yüzünde tamamen kaybolmuş, resmen kalbi kırılmış bir ifadeyle dolaşan iki Dalmaçyalı gördükten sonra, doğruluğuna inandım. Yapmayın, gerçekten hayvancağızlara çok kötülük ediyorsunuz. Siz Allah bilir çocuklarınızı da, göz rengi maviden kahverengiye döndü diye sokağa bırakıyorsunuzdur. Hayvan alma işine, eve kısa süreli misafir davet etmek değil de, çocuk sahibi olmak gözüyle bakmak gerek.

Gelelim bizimkilere... Dediğimiz gibi, Şapşi ve bize küsüp terk eden aynı batından kardeşi Dodi, yarı asildir. Geri kalanının böyle bir iddiası yok. Hoş Şapşi de asaletin ceremesini, evveleski hassas olan bir bünyeyle ödemiştir, orası da başka. Ev kedisi (ev yavrusu) Marme, bahçeye atılınca büyük bir adaptasyon kabiliyeti göstermişti, aynı kabiliyeti şimdi yeniden ev kediliğine terfi edince de gösterdi. Cincin'i petshop'ımız Can Dostum'dan aldık. Onlar genelde sokakta buldukları yavruları alıp sahip bulana kadar tuttukları için sokak kedisi olduğu kesin. Bilmiyorum, siyah beyaz renkli, hırçın, yaramaz bir cins varsa, ondandır belki. Şu anda ilgilendiğimiz, çeyrek ev kedisi durumundaki Alyoşa (Marme, onun eve alınması konusunda veto hakkını sık sık kullanıyor; daha az önce hayvancığı bir temiz patakladı) ile yeni zuhur eden Boncuk 2 de (çünkü Pakize'nin aynı adlı kedisinin bakımsız bir versiyonuna benziyor) sokak kedisi cinsi. Ama Alyoşa eskiden ev kedisiymiş, belli. Hatta bir süre boynunda kırmızı bir tasmayla dolaşmıştı, sonra çekip attı herhalde.

Diyeceğim şu ki, kedi alacaksanız ille de cins alayım diye çırpınmayın. Cins cins, renk renk sokak kedilerimiz mevcut. Onları eve aldınız mı, ev kedisi oluyorlar. Kedilerin bütün hasletleri onlarda da mevcut. Alın da bari ömür ortalamaları yükselsin...

Sevin OKYAY

Bu yazı, 10 Aralık 2005 tarihli Radikal Cumartesi'de yayınlanmış ve sayın Sevin Okyay'ın izniyle sitemizde yer almıştır.