"Evden
çıkmak istemiyorum," dedi adam içinden, puslu bir Kasım günü
çatı katından şehre bakarken. Karanlık,
kasvetli bir kış öğleden sonrasıydı.
Neredeyse sabahın ilk saatlerine kadar çalışmıştı. Çayını
demleyip gazeteleri karıştırmak, belki birkaç
ahbabıyla telefonda sohbet etmek, tembelliğin tadını çıkarmak istiyordu
bugün. Gelgelelim az önce eşi aramış ve evin kedisi Cimcoz’un aşıya
gitmesi gerektiğini hatırlatmıştı. Adamın evde oturup tembellik
etme hayalleri de böylece suya düşmüş oluyordu. "Aah ah,"
dedi içinden. "Hiç şikayet etme oğlum; sen açtın başına bu
derdi. Yazılarımı yazarken kucağımda kıvrılıp uyuyan bir kedim
olsun diye tutturan sensin. Ne vardı böyle tuhaf hayaller
kuracak?" Hayır, bari Cimcoz hayalindeki kedi gibi çıksaydı. Ne
gezer! Varsa yoksa perdelere tırmansın, kitaplık tepelerinde
gezinsin, dosyaları dağıtsın, dünyanın parasını ödediğimiz
mamalara burun kıvırsın. Yaramazlığın, huysuzluğun binbir çeşidi...
Fakat artık bunları düşünmenin yararı yoktu. Başlangıçta eve
bir kedi almaya sırf onun hatırı için razı olan eşi, sonradan
kediye aşık olmuştu. Ve şimdi bu soğuk, iç karartıcı günde
Cimcoz hanımı aşıya götürmek lazımdı.
Veteriner
yakında olduğu için, her zaman yaptığı gibi Cimcoz’u kucağına
alıp yola çıktı. Kalabalık caddede kucağında Cimcoz, çamurlu su
birikintilerine basmamaya çalışarak ilerliyordu. Kedinin paltosuna
yapışmış pençelerine baktı. İşte böyle pençelerini geçirdiler
mi kurtuluş yok. Aşıymış, kendin götür o kadar kıymetliyse
kedin. Şimdi veterinerde bir dolu feryat, telaş. Son gidişte tırmaladığı
yerlerin izi hala duruyor. Üstüne bir de para vereceğiz. Bu hayvana
ettiğimiz masrafla şimdiye üç tane uydu anteni almıştık. Hoş,
uydu anteni olsa neye yarar? Ağız tadıyla maç mı izleyebiliyorum
sanki. Of Allah’ım ya. Ama bu son. Bir daha yok. Aşı yaptırmak
isteyen kedisini kendi götürsün. Hiç karışmam, bu son.
"Hoop
hemşerim, kedimi nereye götürüyorsun?"
Adam
daldığı derin düşüncelerden uyandı. Gençten biri vardı karşısında.
"Nasıl?
Anlamadım?"
"Kedimi
diyorum, nereye götürüyorsun?"
"Bu
benim kedim beyefendi. Aşıya götürüyorum."
"Olur
mu yahu, bal gibi benim kedim işte. Gel Sarı babana…"
Bu
çağrıyı duyan kedi pençelerini adamın paltosundan çektiği gibi
kendini yabancının kollarına atar.
"Gördün
mü bak? Bunca yıllık kedimi tanımam mı ben? Aklı sıra beni kandıracak!"
Adam,
"Gel Cimcoz," diye seslenerek kediyi yabancının kucağından
almaya yeltenir. Kedi soğuk gözlerle ona bakarak yabancıya doğru
sokulur, pençeleriyle sıkı sıkı onun hırkasına tutunur.
Yabancı:
"Bırak kardeşim! Deli mısın nesin? Sokak ortasında kedi mi çalacaksın?
Yürü git işine, elimden bir kaza çıkacak şimdi..."
Adam
bir sıcak dalgasının vücuduna yayıldığını hissederek çaresiz gözlerle
etrafına bakınır. Bu sırada dükkanının önünde olayı izleyen
bakkal söze karışır:
"Ayıp
değil mi arkadaş? Niye çalıyorsun adamın kedisini?"
"Kedi
benim kedim. Aşıya götürüyordum."
"Senin
olsa niye onun kucağına gitsin? Utanmıyor musun?"
Tartışma
büyüdükçe gelip geçenler durup izlemeye başlar. Adam, "Ne münasebet,
kedi benim kedim, asıl hırsız bu!" diye sesini duyurmaya çalışırken
yer yarılsa da içine girsem, diye hayıflanır. Eh Cimcoz, ben bunun
hesabını sorarım senden. Rezil ettin beni. Nankör derlerdi kediler için.
Boşuna dememişler.
Alışverişten
dönen yaşlıca bir teyze tartışan insanları görünce durur.
Yabancıya: "Ne oldu evladım?"
"Ne
olsun hanım teyze, kedimi çalıyordu bu adam!"
Teyze
adama dönerek: "Evladım yazıktır. Bak gencecik adamsın.
Namusunla çalışsana. Neden hırsızlık ediyorsun?"
Bakkal:
"Ben şahidim, kedi kendiliğinden gitti onun kucağına. Hem adam
kedisini tanımasa niye benim kedim desin? Sokaklar kedi dolu
yahu!"
1.
izleyici: "Kardeşim bakınca adama benziyorsun. Ayıptır,
boyundan posundan utan!"
2.
izleyici: "Görünüşe aldanma, esas böylelerinden korkmak lazım!"
3.
izleyici: "Ya koskoca adamlarsınız, bir kedi için kavga
ediyorsunuz. Yakışır mı? Nereden çalındı senin kedin kardeşim?"
Yabancı:
"Evden. Abi ben eve gidiyordum. Bu adamı gördüm, kedimi çalmış
götürüyor. Az ilerde oturuyorum ben."
3.
izleyici: "Hah işte. Gidin bakın eve. Kedini evde bulamazsan alırsın
bu kediyi."
Birlikte
yola koyulurlar. Adam yabancıya yan gözle bakarken, "Az sonra
rezil olacaksın," diye geçirir içinden. "Daha kendi kedini
bile tanımıyorsun, tutmuş beni hırsızlıkla suçluyorsun." Ansızın
aklına gelen bir düşünceyle irkilir: "Ya adamın kedisi falan
yoksa? Hırsız katil olmadığı ne malum? Şu işe bak, kendi ayağımızla
gidiyoruz..."
Cimcoz
ise hayatından memnun bir halde yabancının kucağından etrafı
izlemektedir. Onun bu rahatlığı adamı iyice çileden çıkarır.
Yabancı,
bir apartmanın bahçesine yönelince adam daldığı düşüncelerden sıyrılır.
Apartmanın içine girip merdivenlerden bodrum katına inerler. Burası
bir kapıcı dairesidir. Yabancı kapının zilini çalar, yaşlı bir
kadın kapıyı açar. İçeriden mis gibi bir kızartma kokusu yükselir.
Adam özlemle, "En son ne zaman kızartma yemiştim?" diye düşünür
bir an.
Anne,
biraz şaşkın: "Aa Sarı’yı mı getirdin? Daha yeni salmıştım
bahçeye."
Adam
heyecanla atılır: "Teyze bu sizin kediniz mi?"
Anne,
kediye bakarak: "Bizim kedimiz tabii."
Adam
sarsılır. Artık bütün ümidi tükenmiştir. Derken birden gözleri
parlar. Niye daha önce düşünemedim bunu?
"Teyze
kediniz dişi mi erkek mi?"
Anne:
“Erkek.”
Adam:
"Tamam işte! Cimcoz dişi!"
Tam
bu sırada yabancının annesi şaşkınlıkla adamın arkasında bir
yerlere bakarak: "Hasbinallaaaah!!!"
Adam
ve yabancı, annenin baktığı yöne dönerler. Cimcoz’a ikizi kadar
benzeyen bir başka kedi, merdivenlerin başından merakla onlara
bakmaktadır.
Adam
hışımla Cimcoz’u yabancının kollarından alır. "Anladın mı
şimdi? Bir de bana hırsız diyorsun! Sen kendi kedini tanımıyorsan
ben ne yapayım? Çattık be!"
Hızla
merdivenleri çıkarak kendini sokağa atar. Hava kararmış, buz gibi
bir yağmur çiselemeye başlamıştır. Cimcoz’u paltosunun içine
sokar. "Ben verir miyim kızım seni elaleme?" diye söylenir.
"Sen de gittin yerleştin adamın kucağına!" Cimcoz paltonun
içinden keyifle gözlerini kısarak ona bakar, mırlamaya başlar.
"Yürü hadi eve. Bu saatten sonra veterinere falan gidilmez. Sana
kasaptan ciğer alalım, ben de şöyle güzel bir kızartma yapayım.
Neymiş? Ev kokuyormuş. Kokarsa koksun. Bunca badireden sonra kızımla
bir ziyafete hakkımız olsun artık!"