HABERLER

DÜNYAYI TÜKETİYORUZ

Dünyamızın doğal ekosistemleri, daha önce hiç görülmemiş bir hızla yok oluyor. WWF’nin (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) yayınladığı "2006 Yaşayan Gezegen Raporu"na göre, gezegenimizdeki doğal kaynakları tarih boyunca görülmemiş bir hızla tüketiyoruz. Rapora göre, doğal kaynaklarımızı şu andaki hızında tüketmeye devam edersek, 2050 yılında iki gezegene daha ihtiyacımız olacak.

Raporda, doğal kaynak tüketiminin yanı sıra, biyolojik çeşitlilikteki azalmanın da devam ettiği belirtiliyor. Raporda, 1970-2003 yılları arasında Dünya üzerindeki omurgalı canlı türlerini üçte birinin soyunun tükendiğine değiniliyor. Aynı zamanda, insanların doğadaki ayak izlerinin, Dünya’nın kendini yenileyemeyeceği bir hızda arttığı vurgulanıyor.

WWF Genel Müdürü James Leape konuyla ilgili olarak; "Ekolojik zarar bakımından ciddi boyutlarda bir aşırı tüketim sorunuyla karşı karşıyayız. Doğal kaynaklarımızı, yeryüzünün yenileyebileceğinden daha büyük bir hızda tüketiyoruz. Bu aşırı tüketimin, öngörülebilir ve çok ürkütücü sonuçları var" dedi.

Leape, "Bugün, önemli kararlar alma zamanı. Yaşam standardlarımızı yükseltirken, doğadaki ayak izlerimizi azaltan değişimler yaratmak kolay olmayacak. Bugün kurduğumuz şehirler, enerji santralleri ve evler; ya toplumumuzu derinden zarar verecek bir aşırı tüketim çılgınlığına sürükleyecek, ya da değişimi tetikleyerek gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmamızı sağlayacak" dedi.

Biyolojik çeşitliliğin azalmasının temel nedeni dünyanın kaynakları yerine koyma hızından daha hızlı bir tüketimin olması. Yapılan araştırmalar ve incelenen veriler sonucunda, "Yaşayan Gezegen Raporu", yeryüzünün son durumunu iki ayrı göstergeyle belirtiyor: Yaşayan Gezegen Endeksi ve Ekolojik Ayak İzleri. Yaşayan Gezegen Endeksi, 1300 farklı omurgalı canlı türünden alınan 3600’ün üzerinde popülasyon örneğine dayanarak yeryüzündeki biyolojik çeşitliliği ölçüyor. Yapılan ölçüm ve incelemeler, karasal canlı türlerinde yüzde 31, tatlı su canlılarında yüzde 28 ve denizlerdeki canlı türlerinde yüzde 27 oranında bir azalma olduğunu ortaya koyuyor.

İkinci gösterge olan Ekolojik Ayak İzleri ise insanlığın doğal kaynaklara yönelik taleplerini belirtiyor. Bu göstergeye göre; 1961 ve 2003 yılları arasında insanların doğadaki ayak izleri üç katına çıktı. Fosil yakıt kullanımından kaynaklanan karbondioksit izimiz, son kırk yılda 9 kat arttı ve küresel ayak izimizin en büyük unsuru haline geldi.

Kişi başına düşen yeryüzü alanına göre bakıldığında en büyük ayak izlerini bırakan beş ülke Birleşik Arap Emirlikleri, Amerika Birleşik Devletleri, Finlandiya, Kanada ve Kuveyt olarak karşımıza çıkıyor. Tarım sektörünün, sanayiden daha büyük bir yer kapladığı Türkiye, su kaynaklarını hızlıca tüketiyor. Türkiye batı ülkeleri ile birlikte biyolojik yenilenme kapasitesinin yüzde 50 daha fazlasını tüketeten ülkeler arasında yer alıyor.

Dünyamızın doğal ekosistemleri, daha önce hiç görülmemiş bir hızla yok oluyor. WWF’nin (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) yayınladığı "2006 Yaşayan Gezegen Raporu"na göre, gezegenimizdeki doğal kaynakları tarih boyunca görülmemiş bir hızla tüketiyoruz. Rapora göre, doğal kaynaklarımızı şu andaki hızında tüketmeye devam edersek, 2050 yılında iki gezegene daha ihtiyacımız olacak.

Raporda, doğal kaynak tüketiminin yanı sıra, biyolojik çeşitlilikteki azalmanın da devam ettiği belirtiliyor. Raporda, 1970-2003 yılları arasında Dünya üzerindeki omurgalı canlı türlerini üçte birinin soyunun tükendiğine değiniliyor. Aynı zamanda, insanların doğadaki ayak izlerinin, Dünya’nın kendini yenileyemeyeceği bir hızda arttığı vurgulanıyor.

 Kurumsal İletişim Koordinatörü Haymi Behar hbehar@wwf.org.tr

http://www.wwf.org.tr/haberler/haberler/archive/2006/ekim/31/haber/dogayi-tueketiyoruz/

 

ANADOLU PARSI GERİ DÖNÜYOR

Avcılık ve yaşam ortamlarının kaybından dolayı neslinin tamamen tükendiği düşünülen Anadolu Parsı'nın, Doğu Toroslarda çok az sayıda yaşadığı tahmin ediliyor.

Doğa Derneği Proje sorumlusu Özgün Emre Can, ''Anadolu Parsı'nın Keşfi'' başlıklı bir proje yürüttüklerini söyledi. Anadolu Parsı'nın, en önemli yaşam alanının Doğu Toroslar olduğunu ifade eden Can, proje ile parsın yaşadığı alanın keşfedilmesi ve neslinin yok olmaktan kurtarılmasının amaçlandığını anlattı.
Parsın yaşadığı düşünülen alanlarda türün yaşam döngüsü dikkate alınarak arazi çalışmaları yapılacağını belirten Can, arazi çalışmaları kapsamında yörede yaşayan insanların konu hakkındaki bilgisinin anketler aracılığıyla toplanacağını söyledi. Yapılan araştırmalar ışığında türün görüntülenmesi için foto-kapan ve kamera sistemleri hazırlanacağını ifade eden Can, Anadolu Parsı'nın keşfedildiği alanda, türe zarar vermeyecek çalışma sistemi geliştirilerek ilk defa görüntüleneceğini bildirdi. Can, proje bütçesinin 84 bin 348 YTL olduğunu anlatarak, çekilecek görüntülerle Anadolu Parsı'nı tanıtıcı kısa bir film hazırlayacaklarını kaydetti.

Sarp kayalıklar, makilik alanlar ve derin vadilerde yaşayan Anadolu parsı (Panthera pardus tulliana), Türkiye'nin ''en gizemli canlısı'' olarak nitelendiriliyor.

http://bugday.org/article.php?ID=1702

 

NEHİR YUNUSUNUN SOYU TÜKENDİ

Asya’nın ve Çin’in en uzun nehri Yangtze boyunca 20 milyon yıldır yüzen beyaz yüzgeçli yunusun soyu, sanayinin gelişmesi, aşırı avlanma ve nehir trafiğinin artmasından dolayı tükendi.

“Baiji” de denen ve Latince adı “lipotes vexillifer” olan bu sevimli yaratığın hala Yangtze nehrinde yaşayıp yaşamadığını anlamak için, çevre koruma örgütlerince yapılan son keşif gezisinde, bu ilk deniz memelisinden bir tanesine bile rastlanamadı.

Keşif gezisini tertip eden ve yunusların soylarının korunmasını amaçlayan merkezi İsviçre bulunan “baiji.org” grubunun kurucusu ekonomist August Pfluger, “Baiji’nin soyunun tükendiği gerçeğini kabul etmek zorundayız. Bu trajedi, sadece Çin için değil tüm dünyanın kaybıdır” dedi.

30 kişilik bir gruptan oluşan çevrecilerin altı haftayı aşkın süreyle ırmağı karış karış taramalarına rağmen bir tanesine bile rastlayamadıkları yunusu arama çalışmalarına bilim adamlarının devam edeceği bildirildi.

1986’da soyları tükenmekte olan türler listesine alınan ve o sırada sayıları 400 olan, beyaz yüzgeçli yunus nüfusu 1997’de 13’e düşmesinden sonra, bu utangaç, sevimli hayvana en son 2004’de rastlanmıştı.

Çin tanrıçası olarak tanınan 2,5 metre uzunluğundaki yunus, Mekong, İndüs, Ganj ve Amazon nehirlerinde yaşayan tatlısu yunuslarının akrabasıydı.

http://www.ntvmsnbc.com/news/394496.asp

 

ILIMAN HAVA HAYVANLARI ŞAŞIRTTI

Almanya’da, Kasım ayı ortalamalarına göre ılıman seyreden hava sıcaklığından ötürü göçmen kuşlar güneye göç etmiyor, kurbağalar kış uykusuna yatmıyor...

Kuzey Ren/Vestfalya eyaleti çevre koruma dairesinden Peter Schütz, turna gibi göçmen kuşların, mısır tarlalarında hala besin bulabilmelerinden ötürü güneydeki daha sıcak bölgelere gitmeye hiç niyetleri olmadıklarını söyledi.

Göçmen kuşların belki Ocak’ta göç edeceklerini, belki de hiç göç etmeyeceklerini söyleyen Schütz, mevsim normallerinin üzerindeki sıcaklıklardan ötürü hayvanların kış uykusuna yatmadıklarını belirtti.

“Hayvanlar stres içindeler, hala aktifler ve uykuları yok” diyen çevre uzmanı, aniden soğukların bastırması durumunda, hayvanların yeterli yağ dokusu oluşturmamaları nedeniyle tehdit altında olabilecekleri uyarısında bulundu. Sonbahar sonu için rekor hava sıcaklıkları kaydedilen Almanya’nın güneyinde Bavyera eyaletinde Cumartesi hava sıcaklığı 21,9 derece tespit edildi. Almanya’da Eylül, Ekim ve Kasım aylarında hava sıcaklıkları mevsim normallerinin 3 derece üzerinde oldu.

http://www.ntvmsnbc.com/news/392304.asp

 

VAN KEDİLERİNİN SOYLARI TEHLİKEDE

Farklı renkteki gözleri ve kendilerine has özellikleriyle tüm dünyada tanınan Van kedilerinin soyları tükenmek üzere. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Van Kedisi Araştırma Merkezi, bu benzersiz kedilerin korunması için çalışma yürütüyor.

100 kedinin koruma altında tutulduğu merkezin müdürü Prof. Dr. Zahit Ağaoğlu, Van sokaklarında artık Van kedisinin dolaşmadığına dikkat çekiyor.

Merkezde Van kedilerinin hastalıklardan korunması için büyük özen gösteriliyor. Yetkililer, bölgede etkili olan kuş gribinin Van kedilerine bulaşma riskinin çok düşük olduğunu söylüyor. Merkezde, kedilerinin üremeleri için de bir program yürütülüyor. Ancak yetkililer yeterli kaynak bulamamaktan şikayetçi.

Van kedilerinin korunması için daha fazla finansmana ihtiyaç duyduklarını belirtiyorlar.

http://www.ntvmsnbc.com/news/358111.asp

 

DERİ FUARINA PROTESTOLU AÇILIŞ

PETA, ve aralarında HAYKOD, Türkiye Hayvan Hakları Platformu (THHP), Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu(DYBD), Sokak Kedisi gibi hayvan hakları kuruluşlarınca desteklenen Kürke Hayır Platformu üyeleri, ''Kürk vahşetinin kanı temizlenemez'' yazılı pankart açarak, ''Kürk de deri de kumaş değildir'' ve ''Kürk vahşetine gözlerinizi açın'' yazılı dövizler taşıdı. Üyelerden bir kişi de , ''fok yavrularının sopayla vurularak öldürülüşünü'' temsilen bir gösteri de yaptı.

Daha sonra maketin dışındaki kırmızı boya ile kanlanmış görüntüsü verilen montu giyen PETA Türkiye Gönüllüsü Elif Erkaya, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, "kürklerin, acımasız işkencelerden
geçirilip katledilmiş hayvanların bir parçası olduğunu unutmayın" dedi.

Erkaya, şunları kaydetti: "Tüm derisi yüzüldüğü halde hala ölmeyip bir süre daha can çekişen hayvanlar olduğu, kürk çiftliklerinde gizli kamera görüntüleriyle kanıtlanmıştır. Bu gerçek ortadayken, vücudunun üzerinde bütünüyle bir ceset ya da onun bir parçasını sadece zevk için taşımak sağlıklı bir davranış biçimi olarak kabul edilemez ve kadının doğal güzelliğini kanlı bir vahşet perdesinin arkasına gömer."

http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=40632

 

JAPONYA, BALİNA AVINDAN VAZGEÇ

Tokyo’daki Brezilya Büyükelçiliği tarafından 17 ülke adına yayınlanan ortak açıklamada, Japon hükümetinin, uluslararası topluluğun çağrısına uyarak “bilimsel” balina avından vazgeçmesi istendi.

Balinaların yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu düşünen 17 ülkenin diplomatik temsilcilerince Japon makamlarına da iletilen talepte, “Bilimsel veriler elde etmek için öldürücü yollara başvurmanın gereksiz olduğu” belirtildi ve Japonya’nın bilimsel araştırma amacıyla yapıldığını açıkladığı balina avının, uluslararası topluluğun balinaları korumaya yönelik çabalarıyla çeliştiği kaydedildi.

Ortak açıklamayı; Arjantin, Avustralya, Avusturya, Belçika, Brezilya, Finlandiya, Almanya, İrlanda, İtalya, Fransa, Lüksemburg, Meksika, Yeni Zelanda, Portekiz, İspanya, İsveç ve İngiltere imzaladı.

Japonya Balıkçılık Kurumu ise balina avını sürdüreceğini bildirdi. Kurum sözcüsü Hideki Moronoki, yaptığı açıklamada, balina avının uluslararası mevzuat uyarınca yapıldığını, bu çağrının Japonya’nın tutumunu değiştirmeyeceğini söyledi. Sözcü, “bilimsel araştırma” niteliğindeki balina avını sürdürmeyi planladıklarını belirtti.

Uluslararası Balina Komisyonu, Japonya’nın 1986’dan beri uygulananbalina avı yasağına istisna getirilmesi yolundaki önerisini geçen Haziran ayında yapılan toplantıda reddetmiş, Japonya ise avlayacağı balina sayısını yıllık 440’dan 850’ye çıkarma hedefinden vazgeçmediğini açıklamıştı.

http://www.ntvmsnbc.com/news/357791.asp

 

KUŞ GRİBİ İLE MÜCADELEDE EKOLOJİK TEHDİT

Çukurova Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Botanik Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Atabay Düzenli, kuş gribi ile ilgili olarak hükümetin ve uzmanların değerlendirmeleri dorultusunda kanatlı hayvanların itlaf edilmesinin sorunun çözümü yerine kuş türlerinin neslini tehdit ettiğini ileri sürdü.

Prof. Düzenli, doğa ile uğraşan uzmanların kuş gribinin gerçek nedenleri ve hastalığın insanlara nasıl bulaştığının araştırılarak çözümlerin bu yönde uygulanmaya konulmasının yerine günlerdir kamuoyunda sadece kümes hayvanlarının itlafının işlenmesinin gerçekle bağdaşmadığını vurguladı.

Doğada insanlar kadar yaşama hakkına sahip bulunan bitki ve hayvanların hastalık gerekçesiyle nesillerini tüketircesine vahşi mücadelelerin gelecekte ekolojik engede önlenemez sorunları beraberinde getireceğini belirten Atabay Düzenli, “Kuşların da kendilerine göre yaşam koşulları mevcut, insanlarda hayvanlara hastalık bulaştırabiliyor. Kuşların bu mevsimde grip olma olasığını niçin göz ardı ediyoruz, insanlar kadar kuşlarda ekolojinin ayrılmaz bir parçası” dedi.

Türkiye’de kuş gribinin ortaya çıkmasıyla Kırsal alanlardaki plansızlığın çok daha net bir şekilde ortaya çıktığının görülmesine karşılık yetkililerin bu konuşu gözden kaçırdığına değinen Prof. Düzenli, şöyle konuştu:

“Kırsal alanlar bir an önce planlanmalı. Bu alanlarda yaban hayatı ile insanoğlunun yaşayacağı alanlar belirlenmeli. İnsanoğlunun bu alanlarda yaşama biçimi ve şartları ortaya konulmalı. Dünyada tek canlının insanlar olduğu ve insanların her istediğinin kayıtsız şarsız geçerli olduğu fikri terk edilip, bitki ve hayvan ve insanların bu dünyada yaşama haklarının olduğu, her birisinin yaşamları için vazgeçilmez şarları bulunduğu ve birbirlerine bu konuda anlayışlı olmaları gerektiği unutulmamalı. Eğer insanoğlu bu dünyada sağlıklı ve mutlu bir şekilde yaşayıp nesillerini devam ettirmek istiyorsa yaşadığı ortamdaki canlı ve cansızları çok iyi tanımalı ve yaşam tarzını buna göre oluşturmalıdır.”

http://www.ntvmsnbc.com/news/357332.asp

 

DOĞADAKİ AYAK İZLERİNİZİ AZALTIN

Endüstri Devrimi'nden günümüze, dünya nüfusu sekiz katına çıkmıştır. Son 100 yılda endüstriyel üretimin yüz kat artması sonucu kapasitesinin üzerinde kullanımla karşı karşıya kalan dünya, aşırı bir baskı altındadır. İnsan etkinliklerinin ve nüfusun inanılmaz artışı, çevre üzerinde önemli ölçüde olumsuz etkiler yaratmıştır.

Dünya 200 yıldan kısa bir süre içinde 6 milyon km2 ormanlık alanını kaybetmiş, belli başlı nehirlerde toprak erozyonu nedeniyle biriken tortu miktarı üç kat artmış, toplam 100 km3 olan yıllık su kullanımı miktarı 3600 km3'e çıkmıştır.

Atmosferdeki önemli değişiklikler, insanların ve diğer canlıların yaşamını olumsuz etkileyen iklim değişiklikleriyle kendini göstermeye başlamıştır.

Havanın, toprağın, denizlerin ve tatlı su kaynaklarının kirlenmesinin insan sağlığı ve diğer canlı türlerinin yaşamı üzerinde çok önemli olumsuz etkileri vardır.

Dünyanın kaynakları sınırlıdır. Hayal edilebilecek en iyi teknolojiler bile yeryüzü kaynaklarını istediğimiz kadar genişletmeye olanak tanımayacaktır. Dünyanın belirlediği sınırlarla yaşamanın en temel koşulu, hızlı nüfus artışının önüne geçmek ve mevcut tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmektir.

Neler Yapabiliriz?

WWF Türkiye

 

DOĞA OKULU

Doğa Derneği, AB uyum süreci çerçevesinde Türkiye'de bugün olduğundan çok daha fazla uzman doğa korumacıya talep olacağı gerçeğinden yola çıkarak "Doğa Okulu" adı altında bir proje başlattı. Hollanda Tarım, Doğa ve Gıda Kalite Bakanlığı'nın katkıları ile yürütülen çalışma, gelecekte profesyonel doğa koruma çalışmalarında görev almak isteyen gençlerin güncel doğa koruma teknikleri konusunda tecrübe kazanmalarını ve bu sayede Türkiye'nin 266 Önemli Doğa Alanı'nın etkin bir şekilde korunmasını amaçlıyor.

Türkiye'nin üç farklı bölgesinde üçer haftalık sürelerle gerçekleştirilecek olan doğa okulu eğitim programının ilk aşaması Mayıs 2006 sonuna kadar sürecek. İlk aşamanın ardından bu programın farklı üniversitelerle işbirliği içinde uygulanması hedefleniyor. Doğa okuluna katılmak isteyen üniversite mezunu veya son sınıf öğrencisi gençlerin Ağustos sonuna kadar Doğa Derneği'ne başvurması bekleniyor.

Ayrıntılar için...

Doğa Derneği

 

HAYVAN HAKLARI SAVUNUCULARININ TEPKİLERİNE RAĞMEN KEÇİLER UÇURULDU

Bu yıl ikincisi yapılmakta olan Ölüdeniz Kültür ve Sanat Festivali, festivalin simgesi olan iki adet keçinin paraşütle atılması ile başladı. Hayvan Hakları savunucularınca tepki gösterilen "keçi atma" eylemi, Fethiye Hayvan Dostları Derneği (FHDD) Başkanı Perihan Agnelli tarafından ise adeta "alkışlandı" ve hayvan hakları savunucularının tepkileri "gereksiz" bulundu. 26 Haziran Pazar günü sona erecek olan festivalde iki adet yavru keçinin (oğlak) paraşütle atlatılması üzerine, Doğayı ve Hayvanları Koruma Derneği (DOHAYKO) adına Nesrin Çıtırık ''Belediye'nin yaptığı bu olay 5199 sayılı Hayvanları Koruma Yasası'na göre suçtur'' diyerek, Muğla Cumhuriyet Savcılığı'na başvurdu.

Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu kurucusu-sözcüsü ve Türkiye Hayvan Hakları Platformu (THHP) Yürütme Kurulu üyesi Yalçın Ergündoğan ise, ''15 Ekim 1978'de kabul edilen ''Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi''nin 10.cu maddesi ''Hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz, hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır'' der. Bizler de, hayvanların eğlence unsuru olarak kullanılmasını, televizyon haberlerinde izleyiciyi rahatlatacak komiklikler olarak dolgu malzemesi olmalarını kabul etmiyoruz. Söz konusu olayda keçiler kalp krizi geçirip ölebilirlerdi. Ayrıca, çok korktukları da kesin. Yapılan açık bir saygısızlık ve hak ihlalidir'' dedi.

Buna karşılık, Fethiye Hayvan Dostları Derneği (FHDD) Başkanı Perihan Agnelli ''keçilerin şanslı olduğunu, Ölüdeniz'in muhteşem manzarasını havadan da izleme imkanı bulduklarını'' söyleyerek, bazı hayvan severlerin olaya tepki göstermesine bir anlam veremediğini'' belirtti.

sesonline.net - 24.06.2005

 

İZMİT KEDİ EVİNDE ÖLÜM KOL GEZİYOR

İzmit Eski Gölcük Yolu Fuar girişi yanındaki Kedi Evi’ndeki kediler, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve Hayvan Sevenler Derneği Kocaeli Şubesi arasındaki yetki tartışması nedeniyle ölüme terk edildi.

Yaklaşık 100 kedinin bulunduğu Kedi Evi’nde salgın hastalıklar nedeniyle son bir kaç aydır 10 kedinin açlık ve bakımsızlıktan öldüğü anlaşıldı. Kedi yavrularının da çoğunun aynı nedenlerle yaşamadığı belirtilirken, bulaşıcı hastalıklar nedeniyle bazı kedilerin kulaklarının çürüdüğü, gözlerinin kör olduğu kaydedildi. 

Hürriyet - 18.06.2005

 

JAPONYA BALİNA AVINDA ISRARLI

Japonya’nın “bilimsel araştırmalar” adına balina avından vazgeçmeyeceğini bildirmesinden sonra, Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), bu araştırmalar için balina öldürmenin gerekli olmadığını açıkladı.WWF’nin İsviçre’de yayımlanan “Bilim, çıkarlar ve politika: 21. yüzyılda balina avı” adlı raporunda, canlı balinalardan alınan DNA örneklerinin, öldürülen balinalardan alınanlara göre çok daha güvenilir bilimsel veri sağlayabildiği belirtildi.

Raporda, “teknoloji alanında ilk sıralarda yer alan ülkelerden Japonya’nın 21. yüzyılda 1940’lardan kalma tekniklerle her yıl yaklaşık 650 balinayı öldürmesinin inanılmaz olduğu” vurgulandı. Japonya’nın “bilimsel araştırmalar” adına balina avına son vermeye çağrıldığı raporda ayrıca, bu ülkenin “bilimsel araştırmalar” için başvurduğu yöntemin bilimsel bir dergide yayınlanamayacak kadar “geri” olduğu belirtildi.

Geleneksel mutfağında balina etinin özel bir yeri bulunan Japonya geçen ay, yabancı ülkelerin baskılarına boyun eğmeyerek, “bilimsel araştırmalar” adına ava devam edeceğini, hatta artıracağını açıklamıştı. Şu anda yılda 440 balina avlayan Japonya, Minke balinası ve soyları tükenmekte olan büyük balina avını iki katına çıkarmayı planlıyor.

Tokyo, 1986’da Uluslararası Balina Avı Komisyonu (CBI) tarafından konulan kotayı gönülsüz olarak kabul etmesine karşın, 1987’de yasalardaki “bilimsel amaçlı ava izin veren” boşluktan yararlanarak, deniz memelileri konusunda veri toplamak gerekçesiyle av yasağını delmeye başlamıştı.

Japonya’nın balina avı konusundaki ısrarı, 20-24 Haziran günlerinde Güney Kore’de yapılacak CBI yıllık toplantılarının ana gündem maddesi olacak.

NTVMSNBC - 17.06.2005

 

ÜÇ SANATÇININ GÖZÜYLE KEDİ

Kedilere olan tutkularıyla bilinen Balkan Naci İslimyeli, Selma Gürbüz ve Gürbüz Doğan Ekşioğlu, kedi temalı çalışmalarını bir arada sunuyorlar
Balkan Naci İslimyeli, kedinin güzelliğini, gizemini, zarifliğini, özgürlüğünü öne çıkarıyor. Kediyi minimalist bir çizgide ama derinlemesine anlatıyor. İslimyeli, yumuşak yün malzemeyi ve keçeyi de dahil ediyor resimlere. Selma Gürbüz, sergideki eserleri için "Kedilerin birbirleriyle olan ilişkileri, oyunları tuhaf, aynı zamanda mizah dolu erotizmi yer aldı bu seri içinde" diyor. İslimyeli, sergiyi ressam Cihat Burak anısına düzenlediklerini söylüyor: "Cihat Burak'ın kedilerle hiçbirimizin rekabet edemeyeceği kadar derinlemesine bir ilişkisi var." Tüm gelirin Anne Çocuk Eğitim Vakfı'na bağışlanacağı (AÇEV) sergi 30 Haziran'a kadar izlenebilecek.

Milliyet

 

PETA, BENETTON'U PROTESTO EDİYOR

PETA, ürünlerinde kullanılan yünün önemli bir kısmını Avustralya'dan temin eden Benetton'u protesto ediyor. Avustralya'da yünü için yetiştirilen koyunların kuyruklarının ağrı kesici kullanılmadan "live mulesing" adı verilen son derece acı verici bir yöntemle kesildiğini ve yün kalitesi düşen koyunları sakatlanma ve ölümle sonuçlanabilen kötü koşullarda Orta Doğu ülkelerine yolladığını belirten PETA temsilcileri,  Benetton'u Avustralya yünü almamaya davet ediyor.

Bu amaçla başlatılan boykot kampanyası dahilinde 9 Haziran 2005 tarihinde İstanbul Beyoğlu'nda da bir protesto gösterisi düzenlenecek.

 

İZMİR'DE ÖĞRENCİLER HAYVAN BARINAKLARINI ZİYARET ETTİ

İlköğretim okulu öğrencileri, küçük yaşta hayvan sevgisini öğrenip, hayvanları tanıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ile Işıkkent’teki Hayvan Barınağı ile Kültürpark’taki Hayvanat Bahçesi’ni ziyaret eden öğrencilere, hayvanlar hakkında her türlü bilgi verilip, Büyükşehir Belediyesi’nin bu alandaki çalışmaları anlatılıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı ile İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün 2005 yılı eğitim-öğretim programı kapsamında, kentteki ilköğretim okulu öğrencilerine doğa ve hayvan sevgisinin aşılanması amacıyla geziler düzenleniyor. Bugüne kadar Hayvan Barınağı’nı 6 okul ziyaret etti. Hayvanat Bahçesi’nde ise Pazartesi ve Cuma günleri ilköğretim okullarına ücretsiz giriş sağlanıyor; yoğun ilgi gören bahçeyi İzmir’deki hemen hemen tüm okullar ziyaret etti. Hayvan Barınağı’nın son ziyaretçileri Doğanlar Hüsnü Bornovalı İlköğretim Okulu öğrencileri oldu. Barınaktaki ziyarete, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Serpil Göngör, Çevre ve Sağlık İşleri Daire Başkanı Yıldız Sezgin de katıldı. Öğretmenleri eşliğinde Işıkkent’teki Hayvan Barınağı’nı gezen öğrenciler, Veteriner İşleri ve Halk Sağlığı Şube Müdürü Mehmet Emin Sözeri ve Veteriner Hekim Yılmaz Pekzorlu tarafından bilgilendirildi. Pekzorlu, öğrencilere, hayvan edinirken dikkat edilmesi gereken konular ile kediler, köpekler hakkında genel bilgiler verdi.

sesonline.net - 27.05.2005

 

FBI'DAN ALARM: "EN BÜYÜK TEHLİKE ÇEVRECİLER"

ABD terörle mücadele masası şef yardımcısı John Lewis, Washington'da toplanan bir kongrede Demokratlara yönelik yaptığı konuşmada "terörist örgütlerin" ekonomik hasarda önemli rol oynadığını ancak en büyük zararın insan yaşamına müdahale olduğunu belirterek ''Son bir kaç yıl içinde ülkenin başı terörist eylemler ve cinayetlerle dertte'' diyerek tüm çevreci ve hayvan hakları örgütlerini bunda büyük payı olduğunu ifade etti. Bu söylem, ABD'nin genel anlamda terörist eylemlerden, El Kaide gibi yabancı yapılanmalar dışında çevreci ve hayvan hakları gurupları gibi sivil toplum kuruluşlarını sorumlu tutması Senato'daki Çevre ve Sosyal Hizmetler Komitesi'ni şaşkınlığa uğrattı.

Öte yandan 1990 ve 2004 yılları arasında işlenen terör suçları kapsamında, FBI'nın yaptığı araştırmada, 1.200 suç eyleminin 150'sinin 'eko-teröristler' tarafından yapıldığı belirtiliyor.
Suçlamaları yapan FBI yetkililerinin en çok üzerinde durduğu iki grup, ABD merkezli gruplar olan Hayvan Kurtuluş Cephesi (Animal Liberation Front) (ALF) and ve Dünya Kurtuluş Cephesi Earth Liberation Front (ELF). Bu gurupların yanısıra John Lewis yaptığı çevrecilerce hayvan hakları savunucularından oluşan listeye, İngiltere merkezli Huntingdon'daki "Hayvan Zalimliğine Son Örgütü" (SHAC)'nü de katıyor. SHAC, Huntingdon'daki Yaşam Bilimleri Laboratuvarı'nda engelli hayvanları iyileştiren ve dünya çapında örgütlendiğini belirten bir kuruluş. SHAC yaptığı açıklamada dünyanın hiç bir yerinde illegal eylemlere destek vermediklerini, tek amaçlarının hayvanlara yönelik zalimliği durdurmak olduğunu belirtti.

sesonline.net - 23.05.2005

 

FORMULA 1'DE AYIP ÖNDE

Formula 1’de ‘ayıp’ önde... FORMULA 1 pisti bundan birkaç sene önce Anayasa’nın koruması altında ormandı ve İstanbul 12 numaralı tapu sicil kütüğünde ‘Ormandır, satılamaz ve kullanılamaz’ şerhi vardı. Formula 1 patronu ile yerli ortakları orayı ‘pist’ olarak beğenince, yerli-yabancı sermaye, belediye başkanları, bürokratlar, politikacılar bir anda el ele verip bakın ne yaptılar:

Birkaç günde orası ‘orman’ olmaktan çıkartıldı, ‘mera’ statüsüne geçirildi. ‘Mera’nın kiraya verilmesi kararı çıktı. Ömerli Barajı’nı besleyen su havzası içinde olduğu için İSKİ’nin ‘Asla tesis yapılamaz’ kararı da birkaç günde ‘Yapılır...’ şeklini aldı. Bunlar yetmiyordu, Çevre Bakanlığı’nın ‘ÇED onayı’ vermesi gerekiyordu. İstanbul Valiliği burası için ‘ÇED raporuna gerek olmadığına’ karar verdi. Yine de pist yapılamazdı; çünkü turizm teşvik ve avantalarından yararlanmak gerekiyordu. 13 Mayıs 2004’te Bakanlar Kurulu kararı ile orası ‘Turizm Bölgesi’ ilan edildi. Hemen ertesi günlerde Formula 1’e ‘Turizm Teşvik Belgesi’ verildi.

Bir orman ve içme suyu havzası işte böyle Formula 1 pisti oluverdi. Dünkü Vatan Gazetesi’nde Formula 1 patronu İngiliz işadamı Ecclestone’nin, daha yarış yapılmadan devletten 13.5 milyon dolar aldığı, 2012’ye kadar her yıl için 13.5 milyon dolar alacağı, bilet satışlarının yüzde 45’inin, yiyecek ve içecek satışının ise yüzde 50’sinin bu adama verileceği yayınlandı.

Yerli ortaklarına ne düştü?.. Büyük bir havadan gelir yanında, ihale ve ödemelerde binbir türlü yolsuzluklar ortaya çıktı. Mahkemelerde yargılanıyorlar. Hafta sonları 250-300 bin insanın döküntüsü, pisliği, çişi-mişi su havzasına akarken, sanki boş alan yokmuş gibi entrikalarla orman piste dönüştürülürken ve ortaya bir büyük vurgun çıkarken, bir tek yorum yapılabilir: Tüm bu olanlar bir ülke için yüz kızartıcı suçtur. Bize sermaye, bürokratlar, politikacılar el ele verdiklerinde, doğanın yaşama şansının hiç olmadığını kanıtlar. Ama kesilen ağaçların, yok edilen ormanın, yuvası yıkılan canlıların, ahı tutuyordur; rezillikleri bir bir ortaya dökülüyor, yaptıkları ayaklarına dolanıyor. Ve o pistteki yarışlarda her zaman en önde ‘ayıp’ olacak.

Bekir Coşkun, Hürriyet - 22.05.2005

 

PETA İSTANBUL'DA KENTUCKY FRIED CHICKEN'I PROTESTO ETTİ

Kadıköy Bahariye Caddesi'ndeki Kentucky Fried Cihcken (KFC) restoranının önünde dün ilginç bir protesto vardı. Hayvanlara Etik Davranış İçin İnsanlar Örgütü'nün (PETA) Türkiye'deki ilk eyleminde örgütün 'Kentucky Kızarmış Vahşeti' adlı kampanyasının kodrdinatörü ABD'li Lisa Franzetta ve bir Türk eylemciye onlarca 'tavuk dostu', 'Kentucky tavuklara işkence ediyor' dövizleriyle destek verdi. Tavukların canlı canlı kaynar suda haşlandığını, gagalarının koparıldığını öne süren ve gizli kamerayla çektiği görüntüleri 'www.peta.org'da yayımlayan PETA, KFC'den çiftlik hayvanlarına kötü muamele edilmemesini istiyor.

KFC adına yapılan açıklamada ise, tavuk ürünlerinin tamamının 2001 yılından beri Banvit firmasından sağlandığı belirtildi ve "Banvit, KFC Türkiye restoranları için kontrollü ve anlaşmalı çiftliklerde yetiştirdiği tavukları AB standartlarında tüketime sunmaktadır" denildi.

Radikal - 30.04.2005

 

FOK KATLİAMINA KINAMA

Kınıyoruz ve sizleri de kınamaya davet ediyoruz!

29 Mart 2005 tarihinde, sözde ekolojik düzeni koruma adına, ‘Av Turizmi’ adı altında Kanada Hükümeti’nin izni ile başlayan ‘Fok Avı Turizmini’ kınıyoruz.

29 Mart - 04 Nisan tarihleri arasında gerçekleşen katliamın ilk bölümünde öldürülen, çoğu 12 günlükten daha küçük fokların sayısı 100 binlere ulaşmıştır. 12 Nisan 2005 tarihinde ikinci bölümüne hazırlanan, 320 gemi ile Newfoundland bölgesine giden binlerce sözde ‘avcı’ sayesinde, Kanadalı yetkililer tarafından belirlenen 350 bin fok kürkü kotasına ulaşılması sadece birkaç gün sürecektir.

Bu kota, kanun dışı yapılan avlanma, kürkü zarar gördüğü için öldürülüp bırakılan ya da sadece organları için avlanan ‘kayıp’ fokları ve daha da acısı yavrusunu korumak isterken öldürülen anne fokları kapsamamaktadır. 12 Nisan 2005 tarihinde başlayacak ve birkaç gün içerisinde son bulacak olan bu katliam sonucunda 2003-2005 yılları arasında yok edilen fokların sayısı 975 bini bulacaktır.

Dünya’da büyük tepkilere yol açmış olan bu vahşette, daha yaşını doldurmamış hatta birkaç günlük yaşamları varken, kafalarına sopa, çekiç ya da buz kıran ‘hakapik’lerle vurularak önce sersemletilen ve ‘kürkleri zarar görmesin’ diye daha ölmeden, canlı canlı derileri yüzülen bebek foklar için tüm Türk Milleti’ni bu katliamı KINAMAYA davet ediyoruz...

Tüm bu katliamı kınayanlar sağduyu sahibi ‘Dostlar’ adına

Foklar.gen.tr Yönetimi


ANTALYA'DA HAYVAN KATLİAMI

Antalya’nın Mahmutlar beldesinde çok sayıda kedi ve köpek itlaf edildi. Zehirlenerek öldürülen hayvanlar arasında sahipli köpekler de var. Hayvan sahipleri ölümlerden belediyeyi sorumlu tutuyor. Belde Belediye Başkanı ise iddiaları yalanlayarak bu olayla ilgileri olmadığını söyledi. 

Antalya Valiliği’nden yapılan yazılı açıklamada, Alanya Kaymakamlığı’na yapılan bir ihbar sonucu Mahmutlar beldesinde bazı kedi ve köpeklerin bilinmeyen bir nedenle zehirlendiklerinin belirlendiği ifade edildi. Açıklamada ayrıca Valiliğin konuyla ilgili soruşturma başlattığı belirtildi. Mahmutlar beldesindeki hayvan ölümlerinin çevre ve laboratuvar incelemeleriyle mahalli araştırmalara da başlandı. Mahmutlar beldesindeki olayın kabul edilemez olduğunu vurgulayan Antalya Valiliği sorumlular hakkında kanuni işlemlerin yapılacağını açıkladı.

NTVMSNBC - 02.04.2005

 

KANADA'DA FOK KATLİAMI BAŞLADI: BİR GÜNDE 15 BİN FOK ÖLDÜRÜLDÜ

Dünyanın en barbar avında bir günde 15 bin fok öldürüldü. Kanada’da sezon boyunca öldürülen fok sayısı 320 bini bulacak. Foklar, Avrupalı kadınların kürk hevesi uğruna can veriyor. 

Newfoundland buzullarındaki Prince Edwards Adası’na 70 tekneyle çıkan yüzlerce avcı, önceki gün sabah 50 yılın en büyük fok katliamını başlatırken uluslararası hayvan hakları örgütleri bölgeye gözlemci gönderdiler. IFAW grubunun gözlemcisi Phyllis Campbell-McCrae, ‘Manzara korkunçtu. Kafalarına sopayla vuruyorlar ve can vermesini beklemeden karnından keserek derilerini yüzüyorlardı. Kan gölü içinde yürüyorduk’ dedi. 

İnternet’te www.protectseals.org sitesinde başlatılan kampanyayla Kanada’daki fok katliamını kınayan hayvan severler, Kanada’da üretilen deniz ürünlerine ambargo uygulanması çağrısında bulundular. Kanada’da iki gündür süren avda 30 bin 800 fokun öldürüldüğü bildirildi. Hayvanseverler, "Eğer fok katliamını durdurmazsanız, artık deniz ürünlerinizi almayacağız" sloganıyla yürüttükleri kampanyayla, Kanada Hükümetini fok avını yasaklamaya çağırdılar. Fok katliamına karşı mücadele edenler arasına bir de Türk internet sitesi katıldı. www.foklar.gen.tr adresindeki sitede ‘Bu katliamı durduralım’ çağrısı yapılıyor. Sitede, Kanada hükümetinin fokların ekosistem amacıyla öldürüldüğü iddialarını çürüten bilgiler veriliyor.

01.04.2005 - Hürriyet

 

KÜRKÜ ÖZENDİREN HABERLERE KINAMA

Kürk giymek asillik midir? Bize göre değildir. Dilbilim konusunda Türkiye'deki en güvenilir kaynak olan Türk Dil Kurumu sözlüğünde "asalet" sözcüğünün 3 tanımı var:

1 . Soyluluk.

2 . Bir görevi yüklenmiş olan, o görevin sahibi olan kimse, asillik, vekillik karşıtı.

3 . Yazıda veya sözde bayağı söz ve deyim bulunmaması durumu.

"Asillik" sözcüğü ise isimdir ve Türk Dil Kurumu Sözlüğü'nde 2 tanımı var:

1. Asil olma durumu, asalet.

2. Soylu olma durumu, soyluluk.

Türk Dil Kurumu'nun "asalet" tanımlamasında görüldüğü üzere "Kürk giyme zorunluluğu gerekir" diye bir ibare yok. Böylece en azından dilbilim açısından Cosmopolitan dergisinin, "Asilliği ve zarafeti yansıtan kürk davetlerde kadınların ayrılmaz bir parçası. Ünlüler  kürkleriyle oldukça şık görünüyorlar," tezini çürütmüş bulunuyoruz.

Olaya insani ve etik değerler açısından baktığımızda ise kürk endüstrisinin katillerince kullanılan vahşi yöntemler sonucu doğada azalan, yok olan canlı türleri dikkatimizi çekiyor. Kaplanlar, dev domuz burunlu kaplumbağalar, Asya filleri, beyaz köpekbalıkları, yunuslar ve İskandinav Kurtları, Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın hazırladığı “nesilleri tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan canlılar” listesindeki on canlıdan bazıları... İsimleri ve yaşadıkları coğrafyalar farklı olsa da, sayılarının giderek azalmasına yol açan sebepler aynı. Derileri, kemikleri, dişleri ve yüzgeçlerinin dünya pazarında satılması, yaşadıkları çevrelerin yine ticari kaygılarla talan edilmesi, söz konusu canlıların yaşamlarını tehlikeye sokuyor.

(...)

Sonuç olarak Kürke Hayır tarafından yayınlanmış Basın Açıklaması'nda belirttiğimiz gibi "Yayıncı kuruluşlar, [yukarıda] açıklamaya çalıştığımız noktalara dikkat ederek kamoyunu bilgilendirmeli ve yayınlarında canlı yaşamına kasteden uygulamalara yer vermemelidir," görüşünü gözardı ederek kürkün asil olduğunu iddia eden Cosmopolitan dergisini kınıyoruz.

Kürke Hayır Basın Bildirisi (pdf dosyası)

 

PANDALAR AÇLIK TEHDİDİ ALTINDA

Çin’in kuzeybatısındaki Gansu eyaletinde bulunan 102 pandanın yaşadığı Baishuijiang doğa koruma bölgesi yetkilileri, çiçek açan bambuları yemeyen pandaların beslenmesi için kurtarma planı hazırladılar. Pandalar için izleme sistemi oluşturuldu. Bambular çiçek açtıktan sonra tohum verme ve ölme sürecine giriyorlar. Pandalar beslenme ihtiyaçlarının tamamına yakınını bambu yiyerek karşılıyorlar. Çiçek açan ve sonra ölen bambuların bulunduğu alanın tekrar pandaların beslenme yeri olması için 10 yıl gerekiyor. Ancak bu süreç her yerde aynı anda yaşanmıyor.

Çin’deki yaklaşık 544 bin hektarlık doğa koruma bölgesinin, yaklaşık 17 bin 300 hektarlık bölümünde bambular çiçek açtı. Yeni Çin Haber Ajansı’nın bildirdiğine göre, Bikou ve Rangshuihe bölgelerindeki doğrudan tehdit altında bulunan 22 panda yeni bir yere nakledilecekler. Öte yandan bu bölgelerdeki köylülere yiyecek aramak için topraklarına giren pandaları kovmamaları ve onlara zarar vermemeleri uyarısı yapıldı. 

1980’lerde bambuların çiçek açması nedeniyle 250 kadar panda ölmüştü. Çin’de halen 1590 kadar panda yaşıyor.

NTVMSNBC - 28.03.2005

 

TÜRKİYE AVRUPA'NIN KUŞ CENNETİ

Doğa Derneği’nden alınan bilgiye göre, Derneğin girişimleriyle Türkiye’nin son 10 yıllık kuş verileri “Avrupa’nın Kuşları Raporu 2004”te yer aldı. Bu raporda ilk kez Türkiye dahil tüm Avrupa ülkelerinin kuş verileri bir araya getirildi. Rapora göre, 319 tür ile Avrupa ülkeleri içinde en çok kuş türüne sahip ülke sıralamasında Türkiye birinci oldu. Türkiye’deki kuş popülasyonunun yüzde 53.6’sı geçen 10 yılda ciddi oranda azaldı. Bu azalış, Türkiye’yi kuş sayısındaki azalış görülen ülkeler sıralamasında ilk sıraya getirdi. Kuşların en iyi korunduğu ülke ise İngiltere. İngiltere’de son 10 yılda kuşların yüzde 37,6’sının nüfusu arttı. Doğadaki değişimleri kuşlar aracılığıyla anlatan raporda, yabani kuş türlerinin koruma durumları ile ilgili ayrıntılı bilgi ve değerlendirmelere yer verildi. Toplam 14 bin verinin derlendiği rapor, Avrupa’daki her iki kuş türünün yaklaşık birisinin neslinin tehlike altında olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin kuşları hakkında da önemli bilgilerin ortaya konulduğu rapora göre, Avrupa’daki 556 kuş türünden 226’sının nesli tehlike altında ve bu türlerin 148’i Türkiye’de de yaşıyor.

Öte yandan Avrupa sınırları içerisinde sadece Türkiye’de üreyen 32 kuş türü bulunuyor. Bu durum, Türkiye’yi Avrupa’nın tür çeşitliliğine katkıda bulunan en önemli ülkesi yapıyor. Doğa Derneği Genel Müdürü Güven Eken de yaptığı yazılı açıklamada, kuşların sağlıklı bir dünyanın en güzel göstergelerinden olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti: “Bu rapor kuşların olduğu kadar tüm Türkiye doğasının son 10 yılda yaşadığı aşınmayı belgeliyor. Doğa Derneği’nin çalışmaları sayesinde Avrupa’da kazandığımız bu iki birincilik, bize hem doğamızın ne kadar zengin olduğunu, hem de bu zenginliği yaşatabilmek için kaybedecek zamanımız kalmadığını hatırlatıyor. Türkiye’nin üzerine düşen bu görev ise ancak devlet kuruluşları, akademisyenler, özel sektör, medya ve sivil toplum arasındaki mutlak işbirliği sayesinde yerine getirilebilir.”

NTVMSNBC - 15.03.2005

www.dogadernegi.org

 

HAYVAN DENEYLERİ İNSAN SAĞLIĞINI DA TEHLİKEYE ATIYOR

British Union for the Abolition of Vivisection başkanı Adolfo Sansolini, The Herald'a yaptığı açıklamada hayvanlar üzerinde yapılan deney sonuçlarına dayanarak piyasaya sürülen ilaçların insan sağlığını tehlikeye attığını belirtti. AIDS, Alzheimer, kanser gibi hastalıkların tedavisi amacıyla hayvanlar üzerinde sürdürülen araştırmalardan varılan sonuçların güvenilirliğinin tartışmalı olduğunu söyleyen Sansolini, hayvan deneylerinin gelecekte insan hayatını kurtarabilecek tedaviler sağlayacak daha güvenilir yöntemlerin geliştirilmesine de engel olduğuna dikkat çekti: "Bir yandan yanıltıcı sonuçlar veren deneylere dayanarak piyasaya sürülen ilaçların kimi zaman ölüme varan yan etkileri olduğu ortaya çıkarken, diğer yandan insanlarda ciddi yan etkilere yol açmayabilecek ilaçlar da hayvanlarda ortaya çıkan yan etkiler sebebiyle değerlendirilemiyor." 

1968-1993 yılları arasında İngiltere, Fransa, Almanya ve ABD'de hayvan deneyleri sonucunda güvenilir olduklarına karar verilen ve lisans verilen en az 124 ilaç, kullanılmaya başladıktan sonra ortaya çıkan ve bazıları ölümcül olduğu anlaşılan yan etkiler nedeniyle piyasadan çekilmişti. İngiliz tıp dergisi The Lancet'in yaptığı açıklamaya göre, 1999'da Merck tarafından piyasaya sürülen ağrı kesici Vioxx adlı ilaç nedeniyle sadece ABD'de 140 000 kişinin ciddi kalp-damar rahatsızlıklarına yakalanmış olabileceği tahmin ediliyor. 

The Herald- 02.02.2005

 

NÜKLEER LOBİ KAPIDA, SAKIN AÇMA!

Hükümetin nükleer santralleri yeniden gündeme getirmesiyle birlikte, geçmişte Nükleer Karşıtı Platform'u oluşturan kurum ve kişiler yeniden harekete geçme kararı aldı. 8 Aralık 2004'te ilk toplantısını yapan Nükleer Karşıtı Platform, 5 Şubat 2005 tarihinde bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Platform adına yapılan açıklama:

"Türkiye yeni bir nükleer maceraya sürüklenmek üzeredir. Enerji Bakanı Hilmi Güler'in açıklamalarıyla birlikte, hükümetin 2011 yılından itibaren peşpeşe devreye girecek üç nükleer santral yapma girişimi başlatılmıştır. Bilimsel, teknik ve ekonomik gerekçelerle birlikte, dünyada yaşanan deneyimleri dikkate almayan AKP hükümeti, nükleer lobinin baskısıyla ülkemizi uçuruma doğru sürüklemektedir.

Nükleer santrallerin, tüm dünyada getirdiği mali külfetler ve göze alınamaz riskler yüzünden terk edilen bir 'çöp teknoloji' olduğunu ve nükleer lobinin 37 yıldır Türkiye'yi bu batağın içine çekmek için gece gündüz çalıştığını çok iyi biliyoruz. Nükleer santraller, kuruluş maliyetleri en pahalı seçenek olmasının yanı sıra, lisanslama ve yüksek güvenlik giderleri, işletme ömürleri sonunda bırakılan binlerce ton atığın getirdiği mali ve çözümsüz teknik sorunlarla da hedeflenen bütçeleri altüst eden, çok pahalı yatırımlardır.

Ülkemizde kurulması düşünülen toplam 4500 megawattlık (MW) üç santralin maliyeti 15 milyar doları bulurken, 30 yıl sonraki söküm ve depoloma maliyetleri de yine on milyarlarca doları bulacaktır. Nükleer enerji; tüm sanayi alanlarında en pahalı ve en az yerli istihdam yaratan sektörlerden biridir. Ayrıca diğer ülkelerde standart dışı kalan ve pazarı olmayan bu santrallerin ülkemizde kurulması, diğer ülkelerde daha önce ödenen bedelleri halkımızın sırtına yükleyecektir.

Nükleer santrallerin en önemli sorunlarından biri olan radyoaktif atıklar, çözümsüz ve yalnızca bu günü değil, geleceğimizi de tehdit eden en önemli sorunlardan biridir. Henüz dünyanın hiçbir bölgesinde, nükleer atıkların saklanması için lisanslı, son depolama alanı bulunmamaktadır. Bu atıkların getireceği milyarlarca dolarlık ek maliyetler, nükleer taraftarlarınca hiç dile getirilmemektedir. Sadece Çernobil'de değil, Japonya'da da son 9 yılda meydana gelen kazalar, nükleer santrallerin güvenlik sorununun 'eski teknoloji' masalıyla açıklanamayacağının en açık göstergesidir.

Türkiye'de özellikle son 20 yılda, ülke çıkarları doğrultusunda enerji sektörü karar-destek sistemleri oluşturulmayarak, rant üzerine kurulu kısa vadeli enerji yatırımları desteklenerek, büyük potansiyeli olan rüzgar, jeotermal, biyokütle ve güneş gibi yenilenebilir ve temiz enerji seçenekleri görmezden gelinmiştir.

Üretim ve tüketimde enerjinin etkin kullanılması ile yenilenebilir enerji kaynaklarının değerlendirilmesi, uzun vadeli stratejik enerji planlarının hazırlanması ve çevresel güvenliğin tehdit edilmemesi öncelikle dikkate alınmalıdır."

Greenpeace Türkiye - 05.02.2005

 

KÜRKE HAYIR!

Her yıl milyonlarca hayvan kürkleri için akıl almaz yöntemlerle öldürülmekte, boşalan kafeslerini yeni milyonlarca talihsiz türdeşleri doldurmaktadır. İlkelliği moda diye önümüze süren katiller, üzerlerine postunu geçirmek için katlettikleri hayvanların da kendileri gibi yavruları olan, yaşamak ve türünü devam ettirmek için uğraşan canlılar olduğunu görmezlikten gelmektedirler. Talebin büyüklüğü ise katillerin iştahını arttırmakta ve yeni katillerin piyasaya kazandırılmasına yardımcı olmaktadır. 

www.kurkehayir.com

 

BELEDİYE İTLAF EKİPLERİ VATANDAŞI VURDU

Elazığ'da sokak köpeklerini öldüren belediye ekipleri bir yurttaşı tüfekle vurarak yaraladı. İtlaf ekibiyle çıkan tartışmada vurulan Zülküf Biçer adlı yurttaş hastaneye kaldırıldı. Valilik, olayla ilgili tahkikatın sürdüğünü bildirdi.

ANKA'nın edindiği bilgiye göre, olay Elazığ'ın Kovancılar ilçesinde gerçekleşti. Zülküf Biçer'in yeğeni Ekrem Biçer'in verdiği bilgiye göre, olay köpekleri kovalayan ekibe Zülküf Biçer'in müdahalesiyle başladı. Ekrem Biçer, ekibin olaydan dört gün önce Zülküf Biçer'in köpeğini vurarak öldürdüğünü söyledi. Yeğen Biçer, yine köpek itlafına çıkan ekibin, Zülküf Biçer'in diğer köpeğini kovaladığını, olayı gören Biçer'in uyarısı üzerine sinirlenen ekip üyelerinden V.S'nin, Zülküf Biçer'i 10 metre uzaklaşmasından sonra vurduğunu iddia etti. Ekrem Biçer, amcasının dört gün Elazığ Devlet Hastanesi'nde kaldığını ve yapılan ameliyatta vücudundan 9 saçma parçasının çıkarıldığını bildirdi. Biçer, şu anda evinde dinlenen Zülküf Biçer'in bacağına platin takıldığını da söyledi. Belediye ekiplerinin öldürülen köpek başına 15 milyon lira aldığını, bu yüzden de evcil köpekler de dahil olmak üzere bütün köpeklerin peşine düştüğünü öne süren Biçer, Zülküf Biçer'in vurulduğu gün ilçede 100'den fazla köpeğin öldürüldüğünü kaydetti.

Elazığ Valiliği yetkilileri, Kovancılar ilçesinde yaşanan olayı doğrulandı. Olayla ilgili tahkikatın sürdğünü bildiren yetkililer, ilçede yaşanan olayın üzücü olduğunu ifade ettiler.

Milliyet Gazetesi - 19.01.05

 

İVHO'DAN "MOBİL KLİNİK" AÇIKLAMASI

KAMUOYUNA

Son günlerde çeşitli yayın organlarında yer alan Fethiye Hayvan Dostları Derneği'nin hayvanlara yönelik faaliyetleri ile ilgili olarak aşağıdaki hususların kamuoyuna açıklanması gereği ortaya çıkmıştır.

Odamız Derneğin uyguladığını iddia ettiği kısırlaştırma yöntemini onaylamamıştır! Bu konuda Derneğin Odamızdan herhangi bir talebi olmamıştır, Anayasa gereğince Kamu Kurumu niteliğinde bir meslek örgütü olan Odamız, yasaların gereği gibi uygulanmasını temin etmekle görevlidir.

Dernek İstanbul'daki faaliyetiyle ilgili olarak İstanbul Veteriner Hekimler Odası Yönetim Kurulu ile görüşmüştür. Dernek yöneticilerinin Odamız ile görüşme istekleri üzerine, Odamız merkezinde yapılan görüşmede Dernek Temsilcileri; Oda ile ortak çalışma yapmak istediklerini ifade etmişlerdir. Oda Yönetimi yürürlükteki mevzuata, bilimsel standart veteriner hekimlik uygulamalarına, veteriner hekimlik meslek etiği kurallarına uymayan, uygulama yöntem ve durumları dolayısıyla, söz konusu dernekle görüş birliği sağlanamadığından, Yönetim Kurulunca ortak çalışma yapılmaması kararına varılmıştır.

Oda Yönetimince görevlendirilen Komisyon; mobil araçta yapılan uygulamaları gözlemek üzere ziyaret etmiştir. Dernek İstanbul'da mobil araçta hayvan kısırlaştırmaya başladıktan sonra Odamıza yapılan sözlü ve yazılı şikayetler ile mobil klinikte ameliyat edilen hayvanların post operatif şikayetleri ile ilgili olarak klinisyen veteriner hekimlere yapılan başvurular sonrasında; 25.11.2004 tarihinde, Yönetim kurulumuzca klinik veteriner hekimliği konusunda deneyimli meslektaşlarımızdan oluşturulan komisyon, araçta yapılan çalışmaları yerinde görerek, burada çalışan veteriner hekimlerden bilgi almış ve konu ile ilgili olarak düzenlediği raporu Yönetim Kurulumuza sunmuştur. Raporda hayvan ve insan sağlığını riske eden mevzuata aykırı uygulamaların yapıldığı, bilimsel veteriner hekimlik uygulamalarının dışına çıkıldığı, yetkisiz ve bilgisiz insanların veteriner hekimlik uygulama alanlarına sokulduğu, hastalara gerekli özenin gösterilmediği,  gibi birçok olumsuzluk tespit edilmiştir.

Odamızca, Dernek faaliyetleri hakkında yasal işlem başlatılmıştır. Gerek yazılı, gerek elektronik ortamlarda yapılan yayınlardan elde edilen bilgiler ile Komisyon raporundaki bilgiler doğrultusunda, Oda Yönetim Kurulumuzca; 6343 sayılı yasa hükümlerine ve veteriner hekimlik meslek etiği kurallarına  aykırı davranışlar için soruşturma başlatılmıştır.

Ayrıca Odamız; Derneğin, yürürlükteki “Veteriner Hekim Muayenehane ve Poliklinik Yönetmeliği”ne aykırı olarak operasyon için asgari fiziksel ve hijyen koşullarına sahip olmayan mobil araçta hayvanların kısırlaştırılmasının önlenmesi, Hayvanları Koruma Kanununa aykırı olarak, ileri derecede gebe hayvanların kısırlaştırılmasının engellenmesi ve operasyon sonrası gerekli bakımları yapılmadan hayvanların sokağa salınarak acı çekmelerinin önlenmesi için İstanbul Valiliğine resmi başvuru yapmıştır.

Ülkemizde Veteriner Hekimlik eğitimi; dernekler veya Perihan AGNELLİ’nin ifadesiyle yurt dışından getirilen veterinerler tarafından değil, Veteriner Fakülteleri ve yetkili eğitim kurumlarınca verilmektedir. Odamız Fethiye Hayvan Dostları Derneğinin ilimizdeki faaliyetlerini takip ederek, yasal ve etik olmayan uygulamaları hakkında gerekli girişimleri yapmaya devam edecektir.

İstanbul Veteriner Hekimler Odası olarak; hekimliğimizin temellerinde yer alan hayvanların yaşam hakkına saygı ve ayrım gözetmeksizin yardım ilkesinde bütünleşen sahipsiz hayvanlara acı ve eziyet çektirecek her tür mevzuata aykırı uygulamanın karşısında olacağımızı ve bunlarla mücadele edeceğimiz özellikle bildiririz.

Kamuoyunun bilgisine sunulur.

 

                                                                     Türk Veteriner Hekimler Birliği

                                                       İstanbul Veteriner Hekimler Odası Yönetim Kurulu

http://www.ist-vho.org.tr/kamuoyu_fhdd.htm

 

 

İVHO'DAN İSTANBUL ÇEVRE VE ORMAN İL MÜDÜRLÜĞÜ'NE YAPILAN BAŞVURU

Konu : Hayvanlara eziyet edilmesi

  

İSTANBUL VALİLİĞİNE

(Çevre ve Orman İl Müdürlüğü)

 

T.B.M.M. tarafından 24.06.2004 tarihinde kabul edilen 5199 sayılı Kanunun amacı; hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap v