|
HABERLER
DÜNYAYI TÜKETİYORUZ
Dünyamızın doğal ekosistemleri, daha önce hiç görülmemiş bir hızla yok
oluyor. WWF’nin (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) yayınladığı "2006 Yaşayan
Gezegen Raporu"na göre, gezegenimizdeki doğal kaynakları tarih boyunca
görülmemiş bir hızla tüketiyoruz. Rapora göre, doğal kaynaklarımızı şu
andaki hızında tüketmeye devam edersek, 2050 yılında iki gezegene daha
ihtiyacımız olacak.
Raporda, doğal kaynak tüketiminin yanı sıra, biyolojik çeşitlilikteki
azalmanın da devam ettiği belirtiliyor. Raporda, 1970-2003 yılları
arasında Dünya üzerindeki omurgalı canlı türlerini üçte birinin soyunun
tükendiğine değiniliyor. Aynı zamanda, insanların doğadaki ayak
izlerinin, Dünya’nın kendini yenileyemeyeceği bir hızda arttığı
vurgulanıyor.
WWF Genel Müdürü James Leape konuyla ilgili olarak; "Ekolojik zarar
bakımından ciddi boyutlarda bir aşırı tüketim sorunuyla karşı
karşıyayız. Doğal kaynaklarımızı, yeryüzünün yenileyebileceğinden daha
büyük bir hızda tüketiyoruz. Bu aşırı tüketimin, öngörülebilir ve çok
ürkütücü sonuçları var" dedi.
Leape, "Bugün, önemli kararlar alma zamanı. Yaşam standardlarımızı
yükseltirken, doğadaki ayak izlerimizi azaltan değişimler yaratmak kolay
olmayacak. Bugün kurduğumuz şehirler, enerji santralleri ve evler; ya
toplumumuzu derinden zarar verecek bir aşırı tüketim çılgınlığına
sürükleyecek, ya da değişimi tetikleyerek gelecek nesillere yaşanabilir
bir dünya bırakmamızı sağlayacak" dedi.
Biyolojik çeşitliliğin azalmasının temel nedeni dünyanın kaynakları
yerine koyma hızından daha hızlı bir tüketimin olması. Yapılan
araştırmalar ve incelenen veriler sonucunda, "Yaşayan Gezegen Raporu",
yeryüzünün son durumunu iki ayrı göstergeyle belirtiyor: Yaşayan Gezegen
Endeksi ve Ekolojik Ayak İzleri. Yaşayan Gezegen Endeksi, 1300 farklı
omurgalı canlı türünden alınan 3600’ün üzerinde popülasyon örneğine
dayanarak yeryüzündeki biyolojik çeşitliliği ölçüyor. Yapılan ölçüm ve
incelemeler, karasal canlı türlerinde yüzde 31, tatlı su canlılarında
yüzde 28 ve denizlerdeki canlı türlerinde yüzde 27 oranında bir azalma
olduğunu ortaya koyuyor.
İkinci gösterge olan Ekolojik Ayak İzleri ise insanlığın doğal
kaynaklara yönelik taleplerini belirtiyor. Bu göstergeye göre; 1961 ve
2003 yılları arasında insanların doğadaki ayak izleri üç katına çıktı.
Fosil yakıt kullanımından kaynaklanan karbondioksit izimiz, son kırk
yılda 9 kat arttı ve küresel ayak izimizin en büyük unsuru haline geldi.
Kişi başına düşen yeryüzü alanına göre bakıldığında en büyük ayak
izlerini bırakan beş ülke Birleşik Arap Emirlikleri, Amerika Birleşik
Devletleri, Finlandiya, Kanada ve Kuveyt olarak karşımıza çıkıyor. Tarım
sektörünün, sanayiden daha büyük bir yer kapladığı Türkiye, su
kaynaklarını hızlıca tüketiyor. Türkiye batı ülkeleri ile birlikte
biyolojik yenilenme kapasitesinin yüzde 50 daha fazlasını tüketeten
ülkeler arasında yer alıyor.
Dünyamızın doğal ekosistemleri, daha önce hiç görülmemiş bir hızla yok
oluyor. WWF’nin (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) yayınladığı "2006 Yaşayan
Gezegen Raporu"na göre, gezegenimizdeki doğal kaynakları tarih boyunca
görülmemiş bir hızla tüketiyoruz. Rapora göre, doğal kaynaklarımızı şu
andaki hızında tüketmeye devam edersek, 2050 yılında iki gezegene daha
ihtiyacımız olacak.
Raporda, doğal kaynak tüketiminin yanı sıra, biyolojik çeşitlilikteki
azalmanın da devam ettiği belirtiliyor. Raporda, 1970-2003 yılları
arasında Dünya üzerindeki omurgalı canlı türlerini üçte birinin soyunun
tükendiğine değiniliyor. Aynı zamanda, insanların doğadaki ayak
izlerinin, Dünya’nın kendini yenileyemeyeceği bir hızda arttığı
vurgulanıyor.
Kurumsal
İletişim Koordinatörü Haymi Behar
hbehar@wwf.org.tr
http://www.wwf.org.tr/haberler/haberler/archive/2006/ekim/31/haber/dogayi-tueketiyoruz/
ANADOLU PARSI GERİ DÖNÜYOR
Avcılık ve yaşam ortamlarının kaybından dolayı neslinin tamamen
tükendiği düşünülen Anadolu Parsı'nın, Doğu Toroslarda çok az sayıda
yaşadığı tahmin ediliyor.
Doğa Derneği Proje sorumlusu Özgün Emre Can, ''Anadolu Parsı'nın Keşfi''
başlıklı bir proje yürüttüklerini söyledi. Anadolu Parsı'nın, en önemli
yaşam alanının Doğu Toroslar olduğunu ifade eden Can, proje ile parsın
yaşadığı alanın keşfedilmesi ve neslinin yok olmaktan kurtarılmasının
amaçlandığını anlattı.
Parsın yaşadığı düşünülen alanlarda türün yaşam döngüsü dikkate alınarak
arazi çalışmaları yapılacağını belirten Can, arazi çalışmaları
kapsamında yörede yaşayan insanların konu hakkındaki bilgisinin anketler
aracılığıyla toplanacağını söyledi. Yapılan araştırmalar ışığında türün
görüntülenmesi için foto-kapan ve kamera sistemleri hazırlanacağını
ifade eden Can, Anadolu Parsı'nın keşfedildiği alanda, türe zarar
vermeyecek çalışma sistemi geliştirilerek ilk defa görüntüleneceğini
bildirdi. Can, proje bütçesinin 84 bin 348 YTL olduğunu anlatarak,
çekilecek görüntülerle Anadolu Parsı'nı tanıtıcı kısa bir film
hazırlayacaklarını kaydetti.
Sarp kayalıklar, makilik alanlar ve derin vadilerde yaşayan Anadolu
parsı (Panthera pardus tulliana), Türkiye'nin ''en gizemli canlısı''
olarak nitelendiriliyor.
http://bugday.org/article.php?ID=1702
NEHİR
YUNUSUNUN SOYU TÜKENDİ
Asya’nın ve Çin’in en uzun nehri Yangtze boyunca 20 milyon yıldır yüzen
beyaz yüzgeçli yunusun soyu, sanayinin gelişmesi, aşırı avlanma ve nehir
trafiğinin artmasından dolayı tükendi.
“Baiji” de denen ve Latince adı “lipotes vexillifer” olan bu sevimli
yaratığın hala Yangtze nehrinde yaşayıp yaşamadığını anlamak için, çevre
koruma örgütlerince yapılan son keşif gezisinde, bu ilk deniz
memelisinden bir tanesine bile rastlanamadı.
Keşif gezisini tertip eden ve yunusların soylarının korunmasını
amaçlayan merkezi İsviçre bulunan “baiji.org” grubunun kurucusu
ekonomist August Pfluger, “Baiji’nin soyunun tükendiği gerçeğini kabul
etmek zorundayız. Bu trajedi, sadece Çin için değil tüm dünyanın
kaybıdır” dedi.
30 kişilik bir gruptan oluşan çevrecilerin altı haftayı aşkın süreyle
ırmağı karış karış taramalarına rağmen bir tanesine bile
rastlayamadıkları yunusu arama çalışmalarına bilim adamlarının devam
edeceği bildirildi.
1986’da soyları tükenmekte olan türler listesine alınan ve o sırada
sayıları 400 olan, beyaz yüzgeçli yunus nüfusu 1997’de 13’e düşmesinden
sonra, bu utangaç, sevimli hayvana en son 2004’de rastlanmıştı.
Çin tanrıçası olarak tanınan 2,5 metre uzunluğundaki yunus, Mekong,
İndüs, Ganj ve Amazon nehirlerinde yaşayan tatlısu yunuslarının
akrabasıydı.
http://www.ntvmsnbc.com/news/394496.asp
ILIMAN HAVA HAYVANLARI ŞAŞIRTTI
Almanya’da, Kasım ayı ortalamalarına göre ılıman seyreden hava
sıcaklığından ötürü göçmen kuşlar güneye göç etmiyor, kurbağalar kış
uykusuna yatmıyor...
Kuzey Ren/Vestfalya eyaleti çevre koruma dairesinden Peter Schütz, turna
gibi göçmen kuşların, mısır tarlalarında hala besin bulabilmelerinden
ötürü güneydeki daha sıcak bölgelere gitmeye hiç niyetleri olmadıklarını
söyledi.
Göçmen kuşların belki Ocak’ta göç edeceklerini, belki de hiç göç
etmeyeceklerini söyleyen Schütz, mevsim normallerinin üzerindeki
sıcaklıklardan ötürü hayvanların kış uykusuna yatmadıklarını belirtti.
“Hayvanlar stres içindeler, hala aktifler ve uykuları yok” diyen çevre
uzmanı, aniden soğukların bastırması durumunda, hayvanların yeterli yağ
dokusu oluşturmamaları nedeniyle tehdit altında olabilecekleri
uyarısında bulundu. Sonbahar sonu için rekor hava sıcaklıkları
kaydedilen Almanya’nın güneyinde Bavyera eyaletinde Cumartesi hava
sıcaklığı 21,9 derece tespit edildi. Almanya’da Eylül, Ekim ve Kasım
aylarında hava sıcaklıkları mevsim normallerinin 3 derece üzerinde oldu.
http://www.ntvmsnbc.com/news/392304.asp
VAN
KEDİLERİNİN SOYLARI TEHLİKEDE
Farklı renkteki gözleri ve kendilerine has özellikleriyle tüm dünyada
tanınan Van kedilerinin soyları tükenmek üzere. Yüzüncü Yıl Üniversitesi
Van Kedisi Araştırma Merkezi, bu benzersiz kedilerin korunması için
çalışma yürütüyor.
100 kedinin koruma altında tutulduğu merkezin müdürü Prof. Dr. Zahit
Ağaoğlu, Van sokaklarında artık Van kedisinin dolaşmadığına dikkat
çekiyor.
Merkezde Van kedilerinin hastalıklardan korunması için büyük özen
gösteriliyor. Yetkililer, bölgede etkili olan kuş gribinin Van
kedilerine bulaşma riskinin çok düşük olduğunu söylüyor. Merkezde,
kedilerinin üremeleri için de bir program yürütülüyor. Ancak yetkililer
yeterli kaynak bulamamaktan şikayetçi.
Van kedilerinin korunması için daha fazla finansmana ihtiyaç
duyduklarını belirtiyorlar.
http://www.ntvmsnbc.com/news/358111.asp
DERİ FUARINA
PROTESTOLU AÇILIŞ
PETA, ve aralarında HAYKOD, Türkiye Hayvan Hakları Platformu (THHP),
Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu(DYBD), Sokak Kedisi gibi hayvan
hakları kuruluşlarınca desteklenen Kürke Hayır Platformu üyeleri, ''Kürk
vahşetinin kanı temizlenemez'' yazılı pankart açarak, ''Kürk de deri de
kumaş değildir'' ve ''Kürk vahşetine gözlerinizi açın'' yazılı dövizler
taşıdı. Üyelerden bir kişi de , ''fok yavrularının sopayla vurularak
öldürülüşünü'' temsilen bir gösteri de yaptı.
Daha sonra maketin dışındaki kırmızı boya ile kanlanmış görüntüsü
verilen montu giyen PETA Türkiye Gönüllüsü Elif Erkaya, basın
mensuplarına yaptığı açıklamada, "kürklerin, acımasız işkencelerden
geçirilip katledilmiş hayvanların bir parçası olduğunu unutmayın" dedi.
Erkaya, şunları kaydetti: "Tüm derisi yüzüldüğü halde hala ölmeyip bir
süre daha can çekişen hayvanlar olduğu, kürk çiftliklerinde gizli kamera
görüntüleriyle kanıtlanmıştır. Bu gerçek ortadayken, vücudunun üzerinde
bütünüyle bir ceset ya da onun bir parçasını sadece zevk için taşımak
sağlıklı bir davranış biçimi olarak kabul edilemez ve kadının doğal
güzelliğini kanlı bir vahşet perdesinin arkasına gömer."
http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=40632
JAPONYA,
BALİNA AVINDAN VAZGEÇ
Tokyo’daki Brezilya Büyükelçiliği tarafından 17 ülke adına yayınlanan
ortak açıklamada, Japon hükümetinin, uluslararası topluluğun çağrısına
uyarak “bilimsel” balina avından vazgeçmesi istendi.
Balinaların yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu düşünen 17
ülkenin diplomatik temsilcilerince Japon makamlarına da iletilen
talepte, “Bilimsel veriler elde etmek için öldürücü yollara başvurmanın
gereksiz olduğu” belirtildi ve Japonya’nın bilimsel araştırma amacıyla
yapıldığını açıkladığı balina avının, uluslararası topluluğun balinaları
korumaya yönelik çabalarıyla çeliştiği kaydedildi.
Ortak açıklamayı; Arjantin, Avustralya, Avusturya, Belçika, Brezilya,
Finlandiya, Almanya, İrlanda, İtalya, Fransa, Lüksemburg, Meksika, Yeni
Zelanda, Portekiz, İspanya, İsveç ve İngiltere imzaladı.
Japonya Balıkçılık Kurumu ise balina avını sürdüreceğini bildirdi. Kurum
sözcüsü Hideki Moronoki, yaptığı açıklamada, balina avının uluslararası
mevzuat uyarınca yapıldığını, bu çağrının Japonya’nın tutumunu
değiştirmeyeceğini söyledi. Sözcü, “bilimsel araştırma” niteliğindeki
balina avını sürdürmeyi planladıklarını belirtti.
Uluslararası Balina Komisyonu, Japonya’nın 1986’dan beri uygulananbalina
avı yasağına istisna getirilmesi yolundaki önerisini geçen Haziran
ayında yapılan toplantıda reddetmiş, Japonya ise avlayacağı balina
sayısını yıllık 440’dan 850’ye çıkarma hedefinden vazgeçmediğini
açıklamıştı.
http://www.ntvmsnbc.com/news/357791.asp
KUŞ GRİBİ İLE MÜCADELEDE EKOLOJİK TEHDİT
Çukurova Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Botanik Ana Bilim Dalı
Başkanı Prof. Dr. Atabay Düzenli, kuş gribi ile ilgili olarak hükümetin
ve uzmanların değerlendirmeleri dorultusunda kanatlı hayvanların itlaf
edilmesinin sorunun çözümü yerine kuş türlerinin neslini tehdit ettiğini
ileri sürdü.
Prof. Düzenli, doğa ile uğraşan uzmanların kuş gribinin gerçek nedenleri
ve hastalığın insanlara nasıl bulaştığının araştırılarak çözümlerin bu
yönde uygulanmaya konulmasının yerine günlerdir kamuoyunda sadece kümes
hayvanlarının itlafının işlenmesinin gerçekle bağdaşmadığını vurguladı.
Doğada insanlar kadar yaşama hakkına sahip bulunan bitki ve hayvanların
hastalık gerekçesiyle nesillerini tüketircesine vahşi mücadelelerin
gelecekte ekolojik engede önlenemez sorunları beraberinde getireceğini
belirten Atabay Düzenli, “Kuşların da kendilerine göre yaşam koşulları
mevcut, insanlarda hayvanlara hastalık bulaştırabiliyor. Kuşların bu
mevsimde grip olma olasığını niçin göz ardı ediyoruz, insanlar kadar
kuşlarda ekolojinin ayrılmaz bir parçası” dedi.
Türkiye’de kuş gribinin ortaya çıkmasıyla Kırsal alanlardaki
plansızlığın çok daha net bir şekilde ortaya çıktığının görülmesine
karşılık yetkililerin bu konuşu gözden kaçırdığına değinen Prof.
Düzenli, şöyle konuştu:
“Kırsal alanlar bir an önce planlanmalı. Bu alanlarda yaban hayatı ile
insanoğlunun yaşayacağı alanlar belirlenmeli. İnsanoğlunun bu alanlarda
yaşama biçimi ve şartları ortaya konulmalı. Dünyada tek canlının
insanlar olduğu ve insanların her istediğinin kayıtsız şarsız geçerli
olduğu fikri terk edilip, bitki ve hayvan ve insanların bu dünyada
yaşama haklarının olduğu, her birisinin yaşamları için vazgeçilmez
şarları bulunduğu ve birbirlerine bu konuda anlayışlı olmaları gerektiği
unutulmamalı. Eğer insanoğlu bu dünyada sağlıklı ve mutlu bir şekilde
yaşayıp nesillerini devam ettirmek istiyorsa yaşadığı ortamdaki canlı ve
cansızları çok iyi tanımalı ve yaşam tarzını buna göre oluşturmalıdır.”
http://www.ntvmsnbc.com/news/357332.asp
DOĞADAKİ AYAK İZLERİNİZİ AZALTIN
Endüstri Devrimi'nden günümüze, dünya nüfusu sekiz katına çıkmıştır. Son
100 yılda endüstriyel üretimin yüz kat artması sonucu kapasitesinin
üzerinde kullanımla karşı karşıya kalan dünya, aşırı bir baskı altındadır.
İnsan etkinliklerinin ve nüfusun inanılmaz artışı, çevre üzerinde önemli
ölçüde olumsuz etkiler yaratmıştır.
Dünya 200 yıldan kısa bir süre içinde 6 milyon km2 ormanlık alanını
kaybetmiş, belli başlı nehirlerde toprak erozyonu nedeniyle biriken tortu
miktarı üç kat artmış, toplam 100 km3 olan yıllık su kullanımı miktarı
3600 km3'e çıkmıştır.
Atmosferdeki önemli değişiklikler, insanların ve diğer canlıların yaşamını
olumsuz etkileyen iklim değişiklikleriyle kendini göstermeye başlamıştır.
Havanın, toprağın, denizlerin ve tatlı su kaynaklarının kirlenmesinin
insan sağlığı ve diğer canlı türlerinin yaşamı üzerinde çok önemli olumsuz
etkileri vardır.
Dünyanın kaynakları sınırlıdır. Hayal edilebilecek en iyi teknolojiler
bile yeryüzü kaynaklarını istediğimiz kadar genişletmeye olanak
tanımayacaktır. Dünyanın belirlediği sınırlarla yaşamanın en temel koşulu,
hızlı nüfus artışının önüne geçmek ve mevcut tüketim alışkanlıklarımızı
değiştirmektir.
Neler Yapabiliriz?
WWF Türkiye
DOĞA OKULU
Doğa Derneği, AB uyum süreci çerçevesinde Türkiye'de bugün olduğundan çok
daha fazla uzman doğa korumacıya talep olacağı gerçeğinden yola çıkarak
"Doğa Okulu" adı altında bir proje başlattı. Hollanda Tarım, Doğa ve Gıda
Kalite Bakanlığı'nın katkıları ile yürütülen çalışma, gelecekte
profesyonel doğa koruma çalışmalarında görev almak isteyen gençlerin
güncel doğa koruma teknikleri konusunda tecrübe kazanmalarını ve bu sayede
Türkiye'nin 266 Önemli Doğa Alanı'nın etkin bir şekilde korunmasını
amaçlıyor.
Türkiye'nin üç farklı bölgesinde üçer haftalık sürelerle
gerçekleştirilecek olan doğa okulu eğitim programının ilk aşaması Mayıs
2006 sonuna kadar sürecek. İlk aşamanın ardından bu programın farklı
üniversitelerle işbirliği içinde uygulanması hedefleniyor. Doğa okuluna
katılmak isteyen üniversite mezunu veya son sınıf öğrencisi gençlerin
Ağustos sonuna kadar Doğa Derneği'ne başvurması bekleniyor.
Ayrıntılar için...
Doğa Derneği
HAYVAN HAKLARI SAVUNUCULARININ TEPKİLERİNE RAĞMEN KEÇİLER
UÇURULDU
Bu yıl ikincisi yapılmakta olan Ölüdeniz Kültür ve Sanat Festivali,
festivalin simgesi olan iki adet keçinin paraşütle atılması ile başladı.
Hayvan Hakları savunucularınca tepki gösterilen "keçi atma" eylemi,
Fethiye Hayvan Dostları Derneği (FHDD) Başkanı Perihan Agnelli tarafından
ise adeta "alkışlandı" ve hayvan hakları savunucularının tepkileri
"gereksiz" bulundu. 26 Haziran Pazar günü sona erecek olan festivalde iki
adet yavru keçinin (oğlak) paraşütle atlatılması üzerine, Doğayı ve
Hayvanları Koruma Derneği (DOHAYKO) adına Nesrin Çıtırık ''Belediye'nin
yaptığı bu olay 5199 sayılı Hayvanları Koruma Yasası'na göre suçtur''
diyerek, Muğla Cumhuriyet Savcılığı'na başvurdu.
Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu kurucusu-sözcüsü ve Türkiye Hayvan
Hakları Platformu (THHP) Yürütme Kurulu üyesi Yalçın Ergündoğan ise, ''15
Ekim 1978'de kabul edilen ''Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi''nin 10.cu
maddesi ''Hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz,
hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan
onuruna aykırıdır'' der. Bizler de, hayvanların eğlence unsuru olarak
kullanılmasını, televizyon haberlerinde izleyiciyi rahatlatacak
komiklikler olarak dolgu malzemesi olmalarını kabul etmiyoruz. Söz konusu
olayda keçiler kalp krizi geçirip ölebilirlerdi. Ayrıca, çok korktukları
da kesin. Yapılan açık bir saygısızlık ve hak ihlalidir'' dedi.
Buna karşılık,
Fethiye Hayvan Dostları Derneği (FHDD)
Başkanı Perihan Agnelli ''keçilerin şanslı olduğunu, Ölüdeniz'in muhteşem
manzarasını havadan da izleme imkanı bulduklarını'' söyleyerek, bazı
hayvan severlerin olaya tepki göstermesine bir anlam veremediğini''
belirtti.
sesonline.net - 24.06.2005
İZMİT KEDİ EVİNDE ÖLÜM KOL GEZİYOR
İzmit Eski Gölcük Yolu Fuar girişi yanındaki Kedi Evi’ndeki kediler,
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve Hayvan Sevenler Derneği Kocaeli Şubesi
arasındaki yetki tartışması nedeniyle ölüme terk edildi.
Yaklaşık 100 kedinin bulunduğu Kedi Evi’nde salgın hastalıklar nedeniyle
son bir kaç aydır 10 kedinin açlık ve bakımsızlıktan öldüğü anlaşıldı.
Kedi yavrularının da çoğunun aynı nedenlerle yaşamadığı belirtilirken,
bulaşıcı hastalıklar nedeniyle bazı kedilerin kulaklarının çürüdüğü,
gözlerinin kör olduğu kaydedildi.
Hürriyet - 18.06.2005
JAPONYA BALİNA AVINDA ISRARLI
Japonya’nın “bilimsel araştırmalar” adına balina avından vazgeçmeyeceğini
bildirmesinden sonra, Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), bu araştırmalar
için balina öldürmenin gerekli olmadığını açıkladı.WWF’nin İsviçre’de
yayımlanan “Bilim, çıkarlar ve politika: 21. yüzyılda balina avı” adlı
raporunda, canlı balinalardan alınan DNA örneklerinin, öldürülen
balinalardan alınanlara göre çok daha güvenilir bilimsel veri
sağlayabildiği belirtildi.
Raporda, “teknoloji alanında ilk sıralarda yer alan ülkelerden Japonya’nın
21. yüzyılda 1940’lardan kalma tekniklerle her yıl yaklaşık 650 balinayı
öldürmesinin inanılmaz olduğu” vurgulandı. Japonya’nın “bilimsel
araştırmalar” adına balina avına son vermeye çağrıldığı raporda ayrıca, bu
ülkenin “bilimsel araştırmalar” için başvurduğu yöntemin bilimsel bir
dergide yayınlanamayacak kadar “geri” olduğu belirtildi.
Geleneksel mutfağında balina etinin özel bir yeri bulunan Japonya geçen
ay, yabancı ülkelerin baskılarına boyun eğmeyerek, “bilimsel araştırmalar”
adına ava devam edeceğini, hatta artıracağını açıklamıştı. Şu anda yılda
440 balina avlayan Japonya, Minke balinası ve soyları tükenmekte olan
büyük balina avını iki katına çıkarmayı planlıyor.
Tokyo, 1986’da Uluslararası Balina Avı Komisyonu (CBI) tarafından konulan
kotayı gönülsüz olarak kabul etmesine karşın, 1987’de yasalardaki
“bilimsel amaçlı ava izin veren” boşluktan yararlanarak, deniz memelileri
konusunda veri toplamak gerekçesiyle av yasağını delmeye başlamıştı.
Japonya’nın balina avı konusundaki ısrarı, 20-24 Haziran günlerinde Güney
Kore’de yapılacak CBI yıllık toplantılarının ana gündem maddesi olacak.
NTVMSNBC - 17.06.2005
ÜÇ SANATÇININ GÖZÜYLE KEDİ
Kedilere olan tutkularıyla bilinen Balkan Naci İslimyeli, Selma Gürbüz ve
Gürbüz Doğan Ekşioğlu, kedi temalı çalışmalarını bir arada sunuyorlar
Balkan Naci İslimyeli, kedinin güzelliğini, gizemini, zarifliğini,
özgürlüğünü öne çıkarıyor. Kediyi minimalist bir çizgide ama derinlemesine
anlatıyor. İslimyeli, yumuşak yün malzemeyi ve keçeyi de dahil ediyor
resimlere. Selma Gürbüz, sergideki eserleri için "Kedilerin birbirleriyle
olan ilişkileri, oyunları tuhaf, aynı zamanda mizah dolu erotizmi yer aldı
bu seri içinde" diyor. İslimyeli, sergiyi ressam Cihat Burak anısına
düzenlediklerini söylüyor: "Cihat Burak'ın kedilerle hiçbirimizin rekabet
edemeyeceği kadar derinlemesine bir ilişkisi var." Tüm gelirin Anne Çocuk
Eğitim Vakfı'na bağışlanacağı (AÇEV) sergi 30 Haziran'a kadar
izlenebilecek.
Milliyet
PETA, BENETTON'U PROTESTO EDİYOR
PETA, ürünlerinde kullanılan yünün önemli bir kısmını Avustralya'dan temin
eden Benetton'u protesto ediyor. Avustralya'da yünü için yetiştirilen
koyunların kuyruklarının ağrı kesici kullanılmadan "live mulesing" adı
verilen son derece acı verici bir yöntemle kesildiğini ve yün kalitesi
düşen koyunları sakatlanma ve ölümle sonuçlanabilen kötü koşullarda Orta
Doğu ülkelerine yolladığını belirten PETA temsilcileri, Benetton'u
Avustralya yünü almamaya davet ediyor.
Bu amaçla başlatılan boykot kampanyası dahilinde 9 Haziran 2005 tarihinde
İstanbul Beyoğlu'nda da bir protesto gösterisi düzenlenecek.
İZMİR'DE ÖĞRENCİLER HAYVAN BARINAKLARINI ZİYARET ETTİ
İlköğretim okulu öğrencileri, küçük yaşta hayvan sevgisini öğrenip,
hayvanları tanıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ile Işıkkent’teki
Hayvan Barınağı ile Kültürpark’taki Hayvanat Bahçesi’ni ziyaret eden
öğrencilere, hayvanlar hakkında her türlü bilgi verilip, Büyükşehir
Belediyesi’nin bu alandaki çalışmaları anlatılıyor.
Milli Eğitim Bakanlığı ile İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün 2005 yılı
eğitim-öğretim programı kapsamında, kentteki ilköğretim okulu
öğrencilerine doğa ve hayvan sevgisinin aşılanması amacıyla geziler
düzenleniyor. Bugüne kadar Hayvan Barınağı’nı 6 okul ziyaret etti.
Hayvanat Bahçesi’nde ise Pazartesi ve Cuma günleri ilköğretim okullarına
ücretsiz giriş sağlanıyor; yoğun ilgi gören bahçeyi İzmir’deki hemen hemen
tüm okullar ziyaret etti. Hayvan Barınağı’nın son ziyaretçileri Doğanlar
Hüsnü Bornovalı İlköğretim Okulu öğrencileri oldu. Barınaktaki ziyarete,
İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Serpil Göngör, Çevre
ve Sağlık İşleri Daire Başkanı Yıldız Sezgin de katıldı. Öğretmenleri
eşliğinde Işıkkent’teki Hayvan Barınağı’nı gezen öğrenciler, Veteriner
İşleri ve Halk Sağlığı Şube Müdürü Mehmet Emin Sözeri ve Veteriner Hekim
Yılmaz Pekzorlu tarafından bilgilendirildi. Pekzorlu, öğrencilere, hayvan
edinirken dikkat edilmesi gereken konular ile kediler, köpekler hakkında
genel bilgiler verdi.
sesonline.net - 27.05.2005
FBI'DAN ALARM: "EN BÜYÜK TEHLİKE ÇEVRECİLER"
ABD terörle mücadele masası şef yardımcısı John Lewis, Washington'da
toplanan bir kongrede Demokratlara yönelik yaptığı konuşmada "terörist
örgütlerin" ekonomik hasarda önemli rol oynadığını ancak en büyük zararın
insan yaşamına müdahale olduğunu belirterek ''Son bir kaç yıl içinde
ülkenin başı terörist eylemler ve cinayetlerle dertte'' diyerek tüm
çevreci ve hayvan hakları örgütlerini bunda büyük payı olduğunu ifade
etti. Bu söylem, ABD'nin genel anlamda terörist eylemlerden, El Kaide gibi
yabancı yapılanmalar dışında çevreci ve hayvan hakları gurupları gibi
sivil toplum kuruluşlarını sorumlu tutması Senato'daki Çevre ve Sosyal
Hizmetler Komitesi'ni şaşkınlığa uğrattı.
Öte yandan 1990 ve 2004 yılları arasında işlenen terör suçları kapsamında,
FBI'nın yaptığı araştırmada, 1.200 suç eyleminin 150'sinin
'eko-teröristler' tarafından yapıldığı belirtiliyor.
Suçlamaları yapan FBI yetkililerinin en çok üzerinde durduğu iki grup, ABD
merkezli gruplar olan Hayvan Kurtuluş Cephesi (Animal Liberation Front) (ALF)
and ve Dünya Kurtuluş Cephesi Earth Liberation Front (ELF). Bu gurupların
yanısıra John Lewis yaptığı çevrecilerce hayvan hakları savunucularından
oluşan listeye, İngiltere merkezli Huntingdon'daki "Hayvan Zalimliğine Son
Örgütü" (SHAC)'nü de katıyor. SHAC, Huntingdon'daki Yaşam Bilimleri
Laboratuvarı'nda engelli hayvanları iyileştiren ve dünya çapında
örgütlendiğini belirten bir kuruluş. SHAC yaptığı açıklamada dünyanın hiç
bir yerinde illegal eylemlere destek vermediklerini, tek amaçlarının
hayvanlara yönelik zalimliği durdurmak olduğunu belirtti.
sesonline.net - 23.05.2005
FORMULA 1'DE AYIP ÖNDE
Formula 1’de ‘ayıp’ önde... FORMULA 1 pisti bundan birkaç sene önce
Anayasa’nın koruması altında ormandı ve İstanbul 12 numaralı tapu sicil
kütüğünde ‘Ormandır, satılamaz ve kullanılamaz’ şerhi vardı. Formula 1
patronu ile yerli ortakları orayı ‘pist’ olarak beğenince, yerli-yabancı
sermaye, belediye başkanları, bürokratlar, politikacılar bir anda el ele
verip bakın ne yaptılar:
Birkaç günde orası ‘orman’ olmaktan çıkartıldı, ‘mera’ statüsüne
geçirildi. ‘Mera’nın kiraya verilmesi kararı çıktı. Ömerli Barajı’nı
besleyen su havzası içinde olduğu için İSKİ’nin ‘Asla tesis yapılamaz’
kararı da birkaç günde ‘Yapılır...’ şeklini aldı. Bunlar yetmiyordu, Çevre
Bakanlığı’nın ‘ÇED onayı’ vermesi gerekiyordu. İstanbul Valiliği burası
için ‘ÇED raporuna gerek olmadığına’ karar verdi. Yine de pist
yapılamazdı; çünkü turizm teşvik ve avantalarından yararlanmak
gerekiyordu. 13 Mayıs 2004’te Bakanlar Kurulu kararı ile orası ‘Turizm
Bölgesi’ ilan edildi. Hemen ertesi günlerde Formula 1’e ‘Turizm Teşvik
Belgesi’ verildi.
Bir orman ve içme suyu havzası işte böyle Formula 1 pisti oluverdi. Dünkü
Vatan Gazetesi’nde Formula 1 patronu İngiliz işadamı Ecclestone’nin, daha
yarış yapılmadan devletten 13.5 milyon dolar aldığı, 2012’ye kadar her yıl
için 13.5 milyon dolar alacağı, bilet satışlarının yüzde 45’inin, yiyecek
ve içecek satışının ise yüzde 50’sinin bu adama verileceği yayınlandı.
Yerli ortaklarına ne düştü?.. Büyük bir havadan gelir yanında, ihale ve
ödemelerde binbir türlü yolsuzluklar ortaya çıktı. Mahkemelerde
yargılanıyorlar. Hafta sonları 250-300 bin insanın döküntüsü, pisliği,
çişi-mişi su havzasına akarken, sanki boş alan yokmuş gibi entrikalarla
orman piste dönüştürülürken ve ortaya bir büyük vurgun çıkarken, bir tek
yorum yapılabilir: Tüm bu olanlar bir ülke için yüz kızartıcı suçtur. Bize
sermaye, bürokratlar, politikacılar el ele verdiklerinde, doğanın yaşama
şansının hiç olmadığını kanıtlar. Ama kesilen ağaçların, yok edilen
ormanın, yuvası yıkılan canlıların, ahı tutuyordur; rezillikleri bir bir
ortaya dökülüyor, yaptıkları ayaklarına dolanıyor. Ve o pistteki
yarışlarda her zaman en önde ‘ayıp’ olacak.
Bekir Coşkun, Hürriyet - 22.05.2005
PETA
İSTANBUL'DA KENTUCKY FRIED CHICKEN'I PROTESTO ETTİ
Kadıköy
Bahariye Caddesi'ndeki Kentucky Fried Cihcken (KFC) restoranının önünde
dün ilginç bir protesto vardı. Hayvanlara Etik Davranış İçin İnsanlar
Örgütü'nün (PETA) Türkiye'deki ilk eyleminde örgütün 'Kentucky Kızarmış
Vahşeti' adlı kampanyasının kodrdinatörü ABD'li Lisa Franzetta ve
bir Türk eylemciye onlarca 'tavuk dostu', 'Kentucky tavuklara işkence
ediyor' dövizleriyle destek verdi. Tavukların canlı canlı kaynar suda
haşlandığını, gagalarının koparıldığını öne süren ve gizli
kamerayla çektiği görüntüleri 'www.peta.org'da yayımlayan PETA,
KFC'den çiftlik hayvanlarına kötü muamele edilmemesini istiyor.
KFC
adına yapılan açıklamada ise, tavuk ürünlerinin tamamının 2001 yılından
beri Banvit firmasından sağlandığı belirtildi ve "Banvit, KFC Türkiye
restoranları için kontrollü ve anlaşmalı çiftliklerde yetiştirdiği
tavukları AB standartlarında tüketime sunmaktadır" denildi.
Radikal
- 30.04.2005
FOK
KATLİAMINA KINAMA
Kınıyoruz
ve sizleri de kınamaya davet ediyoruz!
29
Mart 2005 tarihinde, sözde ekolojik düzeni koruma adına, ‘Av
Turizmi’ adı altında Kanada Hükümeti’nin izni ile başlayan ‘Fok
Avı Turizmini’ kınıyoruz.
29
Mart - 04 Nisan tarihleri arasında gerçekleşen katliamın ilk bölümünde
öldürülen, çoğu 12 günlükten daha küçük fokların sayısı 100
binlere ulaşmıştır. 12 Nisan 2005 tarihinde ikinci bölümüne hazırlanan,
320 gemi ile Newfoundland bölgesine giden binlerce sözde ‘avcı’
sayesinde, Kanadalı yetkililer tarafından belirlenen 350 bin fok kürkü
kotasına ulaşılması sadece birkaç gün sürecektir.
Bu
kota, kanun dışı yapılan avlanma, kürkü zarar gördüğü için öldürülüp
bırakılan ya da sadece organları için avlanan ‘kayıp’ fokları ve
daha da acısı yavrusunu korumak isterken öldürülen anne fokları
kapsamamaktadır. 12 Nisan 2005 tarihinde başlayacak ve birkaç gün içerisinde
son bulacak olan bu katliam sonucunda 2003-2005 yılları arasında yok
edilen fokların sayısı 975 bini bulacaktır.
Dünya’da
büyük tepkilere yol açmış olan bu vahşette, daha yaşını doldurmamış
hatta birkaç günlük yaşamları varken, kafalarına sopa, çekiç ya da
buz kıran ‘hakapik’lerle vurularak önce sersemletilen ve ‘kürkleri
zarar görmesin’ diye daha ölmeden, canlı canlı derileri yüzülen
bebek foklar için tüm Türk Milleti’ni bu katliamı KINAMAYA davet
ediyoruz...
Tüm
bu katliamı kınayanlar sağduyu sahibi ‘Dostlar’ adına
Foklar.gen.tr
Yönetimi
ANTALYA'DA
HAYVAN KATLİAMI
Antalya’nın
Mahmutlar beldesinde çok sayıda kedi ve köpek itlaf edildi.
Zehirlenerek öldürülen hayvanlar arasında sahipli köpekler de var.
Hayvan sahipleri ölümlerden belediyeyi sorumlu tutuyor. Belde Belediye
Başkanı ise iddiaları yalanlayarak bu olayla ilgileri olmadığını söyledi.
Antalya
Valiliği’nden yapılan yazılı açıklamada, Alanya Kaymakamlığı’na
yapılan bir ihbar sonucu Mahmutlar beldesinde bazı kedi ve köpeklerin
bilinmeyen bir nedenle zehirlendiklerinin belirlendiği ifade edildi. Açıklamada
ayrıca Valiliğin konuyla ilgili soruşturma başlattığı belirtildi.
Mahmutlar beldesindeki hayvan ölümlerinin çevre ve laboratuvar
incelemeleriyle mahalli araştırmalara da başlandı. Mahmutlar
beldesindeki olayın kabul edilemez olduğunu vurgulayan Antalya Valiliği
sorumlular hakkında kanuni işlemlerin yapılacağını açıkladı.
NTVMSNBC
- 02.04.2005
KANADA'DA
FOK KATLİAMI BAŞLADI: BİR
GÜNDE 15 BİN FOK ÖLDÜRÜLDÜ
Dünyanın
en barbar avında bir günde 15 bin fok öldürüldü. Kanada’da sezon
boyunca öldürülen fok sayısı 320 bini bulacak. Foklar, Avrupalı kadınların
kürk hevesi uğruna can veriyor.
Newfoundland
buzullarındaki Prince Edwards Adası’na 70 tekneyle çıkan yüzlerce
avcı, önceki gün sabah 50 yılın en büyük fok katliamını başlatırken
uluslararası hayvan hakları örgütleri bölgeye gözlemci gönderdiler.
IFAW grubunun gözlemcisi Phyllis Campbell-McCrae, ‘Manzara korkunçtu.
Kafalarına sopayla vuruyorlar ve can vermesini beklemeden karnından
keserek derilerini yüzüyorlardı. Kan gölü içinde yürüyorduk’
dedi.
İnternet’te
www.protectseals.org
sitesinde başlatılan kampanyayla Kanada’daki fok katliamını kınayan
hayvan severler, Kanada’da üretilen deniz ürünlerine ambargo
uygulanması çağrısında bulundular. Kanada’da
iki gündür süren avda 30 bin 800 fokun öldürüldüğü bildirildi.
Hayvanseverler, "Eğer fok katliamını durdurmazsanız, artık deniz
ürünlerinizi almayacağız" sloganıyla yürüttükleri
kampanyayla, Kanada Hükümetini fok avını yasaklamaya çağırdılar.
Fok katliamına karşı mücadele edenler arasına bir de Türk internet
sitesi katıldı. www.foklar.gen.tr
adresindeki sitede ‘Bu katliamı durduralım’ çağrısı yapılıyor.
Sitede, Kanada hükümetinin fokların ekosistem amacıyla öldürüldüğü
iddialarını çürüten bilgiler veriliyor.
01.04.2005
- Hürriyet
KÜRKÜ
ÖZENDİREN HABERLERE KINAMA
Kürk
giymek asillik midir? Bize
göre
değildir.
Dilbilim konusunda Türkiye'deki
en güvenilir
kaynak olan Türk
Dil Kurumu sözlüğünde
"asalet" sözcüğünün
3 tanımı
var:
1
. Soyluluk.
2
. Bir
görevi
yüklenmiş
olan, o görevin
sahibi olan kimse, asillik, vekillik karşıtı.
3
. Yazıda
veya sözde
bayağı
söz
ve deyim bulunmaması
durumu.
"Asillik"
sözcüğü
ise isimdir ve Türk
Dil Kurumu Sözlüğü'nde
2 tanımı
var:
1.
Asil
olma durumu, asalet.
2.
Soylu olma durumu, soyluluk.
Türk
Dil Kurumu'nun "asalet" tanımlamasında görüldüğü üzere
"Kürk giyme zorunluluğu gerekir" diye bir ibare yok.
Böylece en azından dilbilim açısından Cosmopolitan dergisinin, "Asilliği
ve zarafeti yansıtan kürk davetlerde kadınların ayrılmaz bir parçası.
Ünlüler
kürkleriyle oldukça şık görünüyorlar,"
tezini çürütmüş bulunuyoruz.
Olaya
insani ve etik değerler açısından baktığımızda
ise
kürk endüstrisinin katillerince kullanılan
vahşi yöntemler sonucu
doğada azalan, yok olan canlı türleri dikkatimizi çekiyor. Kaplanlar,
dev domuz burunlu kaplumbağalar, Asya
filleri, beyaz köpekbalıkları,
yunuslar
ve İskandinav Kurtları,
Dünya
Doğal
Hayatı Koruma Vakfı’nın hazırladığı “nesilleri
tükenme
tehlikesiyle karşı karşıya olan canlılar” listesindeki on
canlıdan
bazıları...
İsimleri
ve yaşadıkları coğrafyalar farklı
olsa
da, sayılarının giderek azalmasına yol açan sebepler aynı. Derileri,
kemikleri, dişleri ve
yüzgeçlerinin
dünya pazarında satılması, yaşadıkları çevrelerin yine ticari kaygılarla
talan edilmesi, söz konusu canlıların yaşamlarını tehlikeye sokuyor.
(...)
Sonuç
olarak Kürke Hayır tarafından yayınlanmış Basın Açıklaması'nda
belirttiğimiz gibi "Yayıncı kuruluşlar, [yukarıda] açıklamaya
çalıştığımız noktalara dikkat ederek kamoyunu bilgilendirmeli ve
yayınlarında canlı yaşamına kasteden uygulamalara yer
vermemelidir," görüşünü gözardı ederek kürkün asil olduğunu
iddia eden Cosmopolitan dergisini kınıyoruz.
Kürke
Hayır Basın Bildirisi (pdf
dosyası)
PANDALAR
AÇLIK TEHDİDİ ALTINDA
Çin’in
kuzeybatısındaki Gansu eyaletinde bulunan 102 pandanın yaşadığı
Baishuijiang doğa koruma bölgesi yetkilileri, çiçek açan bambuları
yemeyen pandaların beslenmesi için kurtarma planı hazırladılar.
Pandalar için izleme sistemi oluşturuldu. Bambular çiçek açtıktan
sonra tohum verme ve ölme sürecine giriyorlar. Pandalar beslenme ihtiyaçlarının
tamamına yakınını bambu yiyerek karşılıyorlar. Çiçek açan ve
sonra ölen bambuların bulunduğu alanın tekrar pandaların beslenme
yeri olması için 10 yıl gerekiyor. Ancak bu süreç her yerde aynı
anda yaşanmıyor.
Çin’deki
yaklaşık 544 bin hektarlık doğa koruma bölgesinin, yaklaşık 17 bin
300 hektarlık bölümünde bambular çiçek açtı. Yeni Çin Haber Ajansı’nın
bildirdiğine göre, Bikou ve Rangshuihe bölgelerindeki doğrudan tehdit
altında bulunan 22 panda yeni bir yere nakledilecekler. Öte yandan bu bölgelerdeki
köylülere yiyecek aramak için topraklarına giren pandaları kovmamaları
ve onlara zarar vermemeleri uyarısı yapıldı.
1980’lerde
bambuların çiçek açması nedeniyle 250 kadar panda ölmüştü. Çin’de
halen 1590 kadar panda yaşıyor.
NTVMSNBC
- 28.03.2005
TÜRKİYE
AVRUPA'NIN KUŞ CENNETİ
Doğa
Derneği’nden alınan bilgiye göre, Derneğin girişimleriyle Türkiye’nin
son 10 yıllık kuş verileri “Avrupa’nın Kuşları Raporu 2004”te
yer aldı. Bu raporda ilk kez Türkiye dahil tüm Avrupa ülkelerinin kuş
verileri bir araya getirildi. Rapora göre, 319 tür ile Avrupa ülkeleri
içinde en çok kuş türüne sahip ülke sıralamasında Türkiye birinci
oldu. Türkiye’deki kuş popülasyonunun yüzde 53.6’sı geçen 10 yılda
ciddi oranda azaldı. Bu azalış, Türkiye’yi kuş sayısındaki azalış
görülen ülkeler sıralamasında ilk sıraya getirdi. Kuşların en iyi
korunduğu ülke ise İngiltere. İngiltere’de son 10 yılda kuşların
yüzde 37,6’sının nüfusu arttı.
Doğadaki değişimleri kuşlar aracılığıyla anlatan raporda, yabani
kuş türlerinin koruma durumları ile ilgili ayrıntılı bilgi ve değerlendirmelere
yer verildi. Toplam 14 bin verinin derlendiği rapor, Avrupa’daki her
iki kuş türünün yaklaşık birisinin neslinin tehlike altında olduğunu
gösteriyor. Türkiye’nin kuşları hakkında da önemli bilgilerin
ortaya konulduğu rapora göre, Avrupa’daki 556 kuş türünden 226’sının
nesli tehlike altında ve bu türlerin 148’i Türkiye’de de yaşıyor.
Öte
yandan Avrupa sınırları içerisinde sadece Türkiye’de üreyen 32 kuş
türü bulunuyor. Bu durum, Türkiye’yi Avrupa’nın tür çeşitliliğine
katkıda bulunan en önemli ülkesi yapıyor.
Doğa Derneği Genel Müdürü Güven Eken de yaptığı yazılı açıklamada,
kuşların sağlıklı bir dünyanın en güzel göstergelerinden olduğunu
vurgulayarak, şunları kaydetti: “Bu rapor kuşların olduğu kadar tüm
Türkiye doğasının son 10 yılda yaşadığı aşınmayı belgeliyor.
Doğa Derneği’nin çalışmaları sayesinde Avrupa’da kazandığımız
bu iki birincilik, bize hem doğamızın ne kadar zengin olduğunu, hem de
bu zenginliği yaşatabilmek için kaybedecek zamanımız kalmadığını
hatırlatıyor. Türkiye’nin üzerine düşen bu görev ise ancak devlet
kuruluşları, akademisyenler, özel sektör, medya ve sivil toplum arasındaki
mutlak işbirliği sayesinde yerine getirilebilir.”
NTVMSNBC
- 15.03.2005
www.dogadernegi.org
HAYVAN
DENEYLERİ İNSAN SAĞLIĞINI DA TEHLİKEYE ATIYOR
British
Union for the Abolition of Vivisection başkanı Adolfo Sansolini, The
Herald'a yaptığı açıklamada hayvanlar üzerinde yapılan deney sonuçlarına
dayanarak piyasaya sürülen ilaçların insan sağlığını tehlikeye
attığını belirtti. AIDS, Alzheimer, kanser gibi hastalıkların
tedavisi amacıyla hayvanlar üzerinde sürdürülen araştırmalardan varılan
sonuçların güvenilirliğinin tartışmalı olduğunu söyleyen
Sansolini, hayvan deneylerinin gelecekte insan hayatını kurtarabilecek
tedaviler sağlayacak daha güvenilir yöntemlerin geliştirilmesine de
engel olduğuna dikkat çekti: "Bir yandan yanıltıcı sonuçlar
veren deneylere dayanarak piyasaya sürülen ilaçların kimi zaman ölüme
varan yan etkileri olduğu ortaya çıkarken, diğer yandan insanlarda
ciddi yan etkilere yol açmayabilecek ilaçlar da hayvanlarda ortaya çıkan
yan etkiler sebebiyle değerlendirilemiyor."
1968-1993
yılları arasında İngiltere, Fransa, Almanya ve ABD'de hayvan deneyleri
sonucunda güvenilir olduklarına karar verilen ve lisans verilen en az
124 ilaç, kullanılmaya başladıktan sonra ortaya çıkan ve bazıları
ölümcül olduğu anlaşılan yan etkiler nedeniyle piyasadan çekilmişti.
İngiliz tıp dergisi The Lancet'in yaptığı açıklamaya göre, 1999'da
Merck tarafından piyasaya sürülen ağrı kesici Vioxx adlı ilaç
nedeniyle sadece ABD'de 140 000 kişinin ciddi kalp-damar rahatsızlıklarına
yakalanmış olabileceği tahmin ediliyor.
The
Herald- 02.02.2005
NÜKLEER
LOBİ KAPIDA, SAKIN AÇMA!
Hükümetin
nükleer santralleri yeniden gündeme getirmesiyle birlikte, geçmişte Nükleer
Karşıtı Platform'u oluşturan kurum ve kişiler yeniden harekete geçme
kararı aldı. 8 Aralık 2004'te ilk toplantısını yapan Nükleer Karşıtı
Platform, 5 Şubat 2005 tarihinde bir basın toplantısı gerçekleştirdi.
Platform adına yapılan açıklama:
"Türkiye
yeni bir nükleer maceraya sürüklenmek üzeredir. Enerji Bakanı Hilmi Güler'in
açıklamalarıyla birlikte, hükümetin 2011 yılından itibaren peşpeşe
devreye girecek üç nükleer santral yapma girişimi başlatılmıştır.
Bilimsel, teknik ve ekonomik gerekçelerle birlikte, dünyada yaşanan
deneyimleri dikkate almayan AKP hükümeti, nükleer lobinin baskısıyla
ülkemizi uçuruma doğru sürüklemektedir.
Nükleer
santrallerin, tüm dünyada getirdiği mali külfetler ve göze alınamaz
riskler yüzünden terk edilen bir 'çöp teknoloji' olduğunu ve nükleer
lobinin 37 yıldır Türkiye'yi bu batağın içine çekmek için gece gündüz
çalıştığını çok iyi biliyoruz. Nükleer santraller, kuruluş
maliyetleri en pahalı seçenek olmasının yanı sıra, lisanslama ve yüksek
güvenlik giderleri, işletme ömürleri sonunda bırakılan binlerce ton
atığın getirdiği mali ve çözümsüz teknik sorunlarla da hedeflenen
bütçeleri altüst eden, çok pahalı yatırımlardır.
Ülkemizde
kurulması düşünülen toplam 4500 megawattlık (MW) üç santralin
maliyeti 15 milyar doları bulurken, 30 yıl sonraki söküm ve depoloma
maliyetleri de yine on milyarlarca doları bulacaktır. Nükleer enerji; tüm
sanayi alanlarında en pahalı ve en az yerli istihdam yaratan sektörlerden
biridir. Ayrıca diğer ülkelerde standart dışı kalan ve pazarı
olmayan bu santrallerin ülkemizde kurulması, diğer ülkelerde daha önce
ödenen bedelleri halkımızın sırtına yükleyecektir.
Nükleer
santrallerin en önemli sorunlarından biri olan radyoaktif atıklar, çözümsüz
ve yalnızca bu günü değil, geleceğimizi de tehdit eden en önemli
sorunlardan biridir. Henüz dünyanın hiçbir bölgesinde, nükleer atıkların
saklanması için lisanslı, son depolama alanı bulunmamaktadır. Bu atıkların
getireceği milyarlarca dolarlık ek maliyetler, nükleer taraftarlarınca
hiç dile getirilmemektedir. Sadece Çernobil'de değil, Japonya'da da son
9 yılda meydana gelen kazalar, nükleer santrallerin güvenlik sorununun
'eski teknoloji' masalıyla açıklanamayacağının en açık göstergesidir.
Türkiye'de
özellikle son 20 yılda, ülke çıkarları doğrultusunda enerji sektörü
karar-destek sistemleri oluşturulmayarak, rant üzerine kurulu kısa
vadeli enerji yatırımları desteklenerek, büyük potansiyeli olan rüzgar,
jeotermal, biyokütle ve güneş gibi yenilenebilir ve temiz enerji seçenekleri
görmezden gelinmiştir.
Üretim
ve tüketimde enerjinin etkin kullanılması ile yenilenebilir enerji
kaynaklarının değerlendirilmesi, uzun vadeli stratejik enerji planlarının
hazırlanması ve çevresel güvenliğin tehdit edilmemesi öncelikle
dikkate alınmalıdır."
Greenpeace
Türkiye - 05.02.2005
KÜRKE
HAYIR!
Her
yıl milyonlarca hayvan kürkleri için akıl almaz yöntemlerle öldürülmekte,
boşalan kafeslerini yeni milyonlarca talihsiz türdeşleri doldurmaktadır.
İlkelliği moda diye önümüze süren katiller, üzerlerine postunu geçirmek
için katlettikleri hayvanların da kendileri gibi yavruları olan, yaşamak
ve türünü devam ettirmek için uğraşan canlılar olduğunu görmezlikten
gelmektedirler. Talebin büyüklüğü ise katillerin iştahını arttırmakta
ve yeni katillerin piyasaya kazandırılmasına yardımcı olmaktadır.
www.kurkehayir.com
BELEDİYE
İTLAF EKİPLERİ VATANDAŞI VURDU
Elazığ'da
sokak köpeklerini öldüren belediye ekipleri bir yurttaşı tüfekle
vurarak yaraladı. İtlaf ekibiyle çıkan tartışmada vurulan Zülküf
Biçer adlı yurttaş hastaneye kaldırıldı. Valilik, olayla ilgili
tahkikatın sürdüğünü bildirdi.
ANKA'nın
edindiği bilgiye göre, olay Elazığ'ın Kovancılar ilçesinde gerçekleşti.
Zülküf Biçer'in yeğeni Ekrem Biçer'in verdiği bilgiye göre, olay köpekleri
kovalayan ekibe Zülküf Biçer'in müdahalesiyle başladı. Ekrem Biçer,
ekibin olaydan dört gün önce Zülküf Biçer'in köpeğini vurarak öldürdüğünü
söyledi. Yeğen Biçer, yine köpek itlafına çıkan ekibin, Zülküf Biçer'in
diğer köpeğini kovaladığını, olayı gören Biçer'in uyarısı üzerine
sinirlenen ekip üyelerinden V.S'nin, Zülküf Biçer'i 10 metre uzaklaşmasından
sonra vurduğunu iddia etti. Ekrem Biçer, amcasının dört gün Elazığ
Devlet Hastanesi'nde kaldığını ve yapılan ameliyatta vücudundan 9 saçma
parçasının çıkarıldığını bildirdi. Biçer, şu anda evinde
dinlenen Zülküf Biçer'in bacağına platin takıldığını da söyledi.
Belediye ekiplerinin öldürülen köpek başına 15 milyon lira aldığını,
bu yüzden de evcil köpekler de dahil olmak üzere bütün köpeklerin peşine
düştüğünü öne süren Biçer, Zülküf Biçer'in vurulduğu gün ilçede
100'den fazla köpeğin öldürüldüğünü kaydetti.
Elazığ
Valiliği yetkilileri, Kovancılar ilçesinde yaşanan olayı doğrulandı.
Olayla ilgili tahkikatın sürdğünü bildiren yetkililer, ilçede yaşanan
olayın üzücü olduğunu ifade ettiler.
Milliyet
Gazetesi - 19.01.05
İVHO'DAN
"MOBİL KLİNİK" AÇIKLAMASI
KAMUOYUNA
Son
günlerde çeşitli yayın organlarında yer alan Fethiye Hayvan Dostları
Derneği'nin hayvanlara yönelik faaliyetleri ile ilgili olarak aşağıdaki
hususların kamuoyuna açıklanması gereği ortaya çıkmıştır.
Odamız
Derneğin uyguladığını iddia ettiği kısırlaştırma yöntemini
onaylamamıştır!
Bu konuda Derneğin Odamızdan herhangi bir talebi olmamıştır, Anayasa
gereğince Kamu Kurumu niteliğinde bir meslek örgütü olan Odamız,
yasaların gereği gibi uygulanmasını temin etmekle görevlidir.
Dernek
İstanbul'daki faaliyetiyle ilgili olarak İstanbul Veteriner Hekimler
Odası Yönetim Kurulu ile görüşmüştür. Dernek
yöneticilerinin Odamız ile görüşme istekleri üzerine, Odamız
merkezinde yapılan görüşmede Dernek Temsilcileri; Oda ile ortak çalışma
yapmak istediklerini ifade etmişlerdir. Oda Yönetimi yürürlükteki
mevzuata, bilimsel standart veteriner hekimlik uygulamalarına, veteriner
hekimlik meslek etiği kurallarına uymayan, uygulama yöntem ve durumları
dolayısıyla, söz konusu dernekle görüş birliği sağlanamadığından,
Yönetim Kurulunca ortak çalışma yapılmaması kararına varılmıştır.
Oda
Yönetimince görevlendirilen Komisyon; mobil araçta yapılan uygulamaları
gözlemek üzere ziyaret etmiştir.
Dernek İstanbul'da mobil araçta hayvan kısırlaştırmaya başladıktan
sonra Odamıza yapılan sözlü ve yazılı şikayetler ile mobil klinikte
ameliyat edilen hayvanların post operatif şikayetleri ile ilgili olarak
klinisyen veteriner hekimlere yapılan başvurular sonrasında; 25.11.2004
tarihinde, Yönetim kurulumuzca klinik veteriner hekimliği konusunda
deneyimli meslektaşlarımızdan oluşturulan komisyon, araçta yapılan
çalışmaları yerinde görerek, burada çalışan veteriner hekimlerden
bilgi almış ve konu ile ilgili olarak düzenlediği raporu Yönetim
Kurulumuza sunmuştur. Raporda hayvan ve insan sağlığını riske eden
mevzuata aykırı uygulamaların yapıldığı, bilimsel veteriner
hekimlik uygulamalarının dışına çıkıldığı, yetkisiz ve bilgisiz
insanların veteriner hekimlik uygulama alanlarına sokulduğu, hastalara
gerekli özenin gösterilmediği, gibi birçok olumsuzluk tespit
edilmiştir.
Odamızca,
Dernek faaliyetleri hakkında yasal işlem başlatılmıştır.
Gerek yazılı, gerek elektronik ortamlarda yapılan yayınlardan elde
edilen bilgiler ile Komisyon raporundaki bilgiler doğrultusunda, Oda Yönetim
Kurulumuzca; 6343 sayılı yasa hükümlerine ve veteriner hekimlik meslek
etiği kurallarına aykırı davranışlar için soruşturma başlatılmıştır.
Ayrıca
Odamız; Derneğin, yürürlükteki “Veteriner
Hekim Muayenehane ve Poliklinik Yönetmeliği”ne aykırı olarak
operasyon için asgari fiziksel ve hijyen koşullarına sahip olmayan
mobil araçta hayvanların kısırlaştırılmasının önlenmesi,
Hayvanları Koruma Kanununa aykırı olarak, ileri derecede gebe hayvanların
kısırlaştırılmasının engellenmesi ve operasyon sonrası gerekli bakımları
yapılmadan hayvanların sokağa salınarak acı çekmelerinin önlenmesi için
İstanbul Valiliğine resmi başvuru yapmıştır.
Ülkemizde
Veteriner Hekimlik eğitimi; dernekler veya Perihan AGNELLİ’nin
ifadesiyle yurt dışından getirilen veterinerler tarafından değil,
Veteriner Fakülteleri ve yetkili eğitim kurumlarınca verilmektedir.
Odamız Fethiye Hayvan Dostları Derneğinin ilimizdeki faaliyetlerini
takip ederek, yasal ve etik olmayan uygulamaları hakkında gerekli girişimleri
yapmaya devam edecektir.
İstanbul
Veteriner Hekimler Odası olarak; hekimliğimizin temellerinde yer alan
hayvanların yaşam hakkına saygı ve ayrım gözetmeksizin yardım
ilkesinde bütünleşen sahipsiz hayvanlara acı ve eziyet çektirecek her
tür mevzuata aykırı uygulamanın karşısında olacağımızı ve
bunlarla mücadele edeceğimiz özellikle bildiririz.
Kamuoyunun
bilgisine sunulur.
Türk
Veteriner Hekimler Birliği
İstanbul
Veteriner Hekimler Odası Yönetim Kurulu
http://www.ist-vho.org.tr/kamuoyu_fhdd.htm
İVHO'DAN
İSTANBUL ÇEVRE VE ORMAN İL MÜDÜRLÜĞÜ'NE YAPILAN BAŞVURU
Konu
: Hayvanlara eziyet edilmesi
İSTANBUL
VALİLİĞİNE
(Çevre
ve Orman İl Müdürlüğü)
T.B.M.M.
tarafından 24.06.2004 tarihinde kabul edilen 5199 sayılı Kanunun amacı;
hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele
edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine
karşı en iyi şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini
sağlamaktır. Ancak son günlerde ilimizde faaliyet gösteren Fethiye
Hayvan Dostları Derneğine ait araçta kısırlaştırılan sahipsiz
hayvanlar; kısırlaştırma operasyonu sonrası bakımları tamamlanmadan
sokaklara bırakılan hayvanlar acı, ıstırap ve eziyet çekerek mağdur
edilmektedir. Oysa Kanun gereğince, bütün hayvanlar eşit doğar ve
sahipsiz hayvanların da, sahipli hayvanlar gibi yaşamları
desteklenmeli, hayvanların korunması, gözetilmesi, bakımı ve kötü
muamelelerden uzak tutulması için gerekli önlemler alınmalıdır.
5199
sayılı Kanun hükümleri gereğince, sahipsiz hayvanların, 3285 sayılı
Hayvan Sağlığı Zabıtası Kanununda öngörülen durumlar dışında
öldürülmeleri yasaktır. Operasyon sonrası bakım ve tedavileri
tamamlanmadan sokağa bırakılan hayvanlar dolaylı olarak ölüme terk
edilmektedir.
Hayvanlara
kasıtlı olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak, dövmek,
aç ve susuz bırakmak, aşırı soğuğa ve sıcağa maruz bırakmak, bakımlarını
ihmal etmek, fiziksel ve psikolojik acı çektirmek, tıbbî gerekçeler
hariç hayvanlara ya da onların ana karnındaki yavrularına veya havyar
üretimi hariç yumurtalarına zarar verebilecek sunî müdahaleler
yapmak, yabancı maddeler vermek 5199 sayılı yasa ile yasaklanmıştır.
Ekteki yayınlardan ileri derecede gebe hayvanların kısırlaştırıldığı,
ana karnındaki yavruların kısırlaştırma operasyonları ile öldürüldüğü
anlaşılmaktadır.
İlimizde
Fethiye Hayvan Dostları Derneğinin aracında yapılan faaliyetlerin
ilgili mevzuat gereğince denetlenmesini ve kısırlaştırılan hayvanların
5199 sayılı kanun hükümlerine uygun olarak korunması için gereğinin
yapılmasını arz ederim.
Prof.
Dr. Tahsin YEŞİLDERE
Başkan
Yönetim
Kurulu Adına
http://www.ist-vho.org.tr/tarim.htm
MOBİL
KLİNİĞE TEPKİ
Fethiye
Hayvan Dostları Derneği İstanbul Şubesi'nin sokak hayvanlarını kısırlaştırdığı
"mobil klinik", İstanbul Veteriner Hekimler Odası tarafından
kapatılmak isteniyor.
Sokak
hayvanlarının kısırlaştırması için bir taraftan resmi kurumlar,
bir taraftan da sivil toplum örgütleri bir çok çalışma yürütüyor.
Bu konuda en çok adını duyuran projelerden biri de Fethiye Hayvan
Dostları Derneği'nin başlattığı mobil klinik uygulaması. Fethiye'de
Perihan Agnelli tarafından başlatılan ve başarıyla yürütülen bu
proje, bugüne kadar resmi makamlarca da olumlu yaklaşılan bir çalışma
oldu. Ancak İstanbul Veteriner Hekimler Odası Başkanı Tahsin Yeşildere,
ilk başta kendisinin de destek verdiği bu çalışmanın İstanbul'daki
şubesiyle ilgili şikayetlerin giderek arttığını söylüyor:
"Her
gün o kadar çok telefon ve mail geliyor ki. Bunun üzerine yaptığımız
denetimde, FHDD tarafından işletilen bu araçta ameliyat alanı olarak
kullanılan alanın hijyen şartlarına uygun olmadığı, ameliyatların
gazete kağıtları üzerinde yapıldığı, alet sterilizasyonunun
gerektiği gibi yapılmadığı, hastaların ameliyat sonrasında tutulduğu
kafeslerin hijyenik olmadığı, hastaların ameliyat öncesi
muayenelerinin yapılmadığı, ruhsatı olmayan ilaçların kullanıldığı,
ileri derecede gebe hayvanların ameliyata alındığı gibi olumsuz şartlar
tespit edildi. Soruşturma başlattık."
İVHO
olarak mobil klinik uygulamasına sözlü ya da yazılı bir izin
vermediklerini belirten Yeşildere: "Biz yasal şartlar yerine
geldiği takdirde göz yumabiliriz bu uygulamaya, sonra izleriz, ancak
amacı dışına çıkarsa gerekli soruşturmaları başlatırız. Perihan
Agnelli aslında çok iyi işler yapıyor. Belki İstanbul'a gelse o
yapabilir. Bizim de kampanyamız var. Arkadaşlarımız her ay iki ya da
üç sokak hayvanını kısırlaştırıyorlar. Kurallarına uygun olarak."
http://www.sabah.com.tr/cp/yas102-20041225-101.html
"İTLAFA
HAYIR" İMZA KAMPANYASI
Hayvanları
Koruma Yasası'nın yürürlüğe girmesinin ardından, sokak hayvanlarına
yönelik "itlaf" (yok etme)uygulamalarının son günlerde gözle
görülür bir şekilde artması üzerine, Hayvan Hakları savunucuları
"İtlafa Hayır" imza kampanyası başlattılar. Hayvan Hakları
savunucuları, geceleri plakası gizlenmiş araçlarla sokaklarda
hayvanları zehirleyen ekiplerin dolaştığını belirterek, canlılara
saygısı olan herkesi bu kampanyaya katılmaya çağırdılar... İmza
Kampanyası metni şöyle; "
Avrupa Birliği Uyum Mevzuatı çerçevesinde hazırlanan 5199 sayılı
"Hayvanları Koruma Kanunu" çıktıktan sonra İstanbul Büyükşehir
Belediyesi ve ilçe belediyelerince yapılan İTLAF büyük ölçüde artmıştır.
Geceleri plakası gizlenmiş araçlarla sokaklarda köpekler
zehirlenmekte, bu hayvancıklar saatlerce iç organları kanayarak ızdıraplı
bir ölüme mahkum edilmektedirler. İlçe belediyeleri büyükşehir
belediyesini suçlarken, büyükşehir belediyesi yetkilileri ise her
zaman inkar etmektedirler. Sokaklarda zehirlenemeyenler ise, çoğu
hayvanların aç ve susuz, yazın güneşte yanmaya, kışın yağmur ve
kar altında kalmaya mahkum edildikleri, adına barınak denen ölüm
kamplarına toplanmaktadır. Burada gözlerden uzak bir şekilde SAHİPLENDİRME
ve KISIRLAŞTIRIP BIRAKMA adı altında gizli itlaf yapılmaktadır.
Ahlaki ve insani olmayan, canlıların yaşam haklarını hiçe
sayan,uluslararası sözleşmelere aykırı tutum ve davranış içindeki
yerel yönetimler ve belediyeler,bu tavırlarını ısrarla sürdürmektedirler.
Bakanlıklarca yayınlanan genelgeler bu katliamı durdurmaya yetmemekte,
valilik ve belediyeler tarafından uygulanmamaktadır. Biz gönüllü kişi
ve kuruluşlar olarak, katliamın durdurulmasını, 5199 sayılı kanunun
uygulanmasını, İçişleri ve Çevre ve Orman Bakanlıklarınca yayınlanan
genelgelerin Valililikler ve Belediyeler tarafından uygulanmasının sağlanmasını,
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin ve ilçe belediyelerinin uyarılmasını
talep ediyoruz. Saygılarımızla." **Yukarıdaki
metne imza atmak isteyenler, "İTLAFA HAYIR" yazarak, Ad / Soyadı,
Meslek, ve Şehir bilgilerini içeren iletilerini, internet üzerinden
imzaları toplamakta olan Sn.Ebru Elgöç'e (sansito99@yahoo.com)
mail atabilirler. *Kampanya
sona ermiştir.
TUTSAK
FİL PAK BAHADUR İÇİN KAMPANYA
1936
yılında açılan İzmir Fuarı Hayvanat Bahçesi'nde 1954'den beri adeta
zorunlu ikamete mahkum edilmiş bir canlısı var. Adı: Pak
Bahadur. İzmir'de yaşamını sürdüren 3 kuşağın tanıdığı Pak
Bahadur, geçen uzunca sürede yaşam alanına, ortamına uyum sağlayamadı.
Filin, doğal yaşamına uyumlu bir yere gönderilmesi için İzmir
Kordon Çevre ve Kültür Derneği ''Pak Bahadur'a özgürlük'' adı altında
bir imza kampanyası başlatıyor. Kampanya, daha sonra çeşitli eylem ve
etkinliklerle genişletilecek. Dernek 2. Başkanı Şenol Kaytan, önümüzdeki
günlerde bu konuda çalışma başlatacaklarını hayvansever
derneklerinden de destek beklediklerini vurguladı. Kaytan, ''En azından
yaşam ortamlarına en yakın standartta bir doğal yaşam parkında olması
gereken yüzlerce hayvan, küçücük bir kent bahçesi içine hapsedilmiş.
Esir kampı örneği hepsi, küçücük alanlarında, sadece nefes alıp
verecek bir ortamda bulunuyorlar. Eziyet çekiyorlar, yaşam ortamlarına,
hemcinslerine özlem çekiyorlar. Bahadur da, bazen yaşadığı alanı çevreleyen
hendeğin üzerindeki çivili demirlere özellikle basıyor, kafasını
duvarlara vuruyor. Bahadur'dan sonra diğer hapis hayatı yaşayan
hayvanların da özgür ortamlarına kavuşmaları için çalışmalara başlıyoruz''
dedi. Bilindiği üzere, Bahadur 1948 doğumlu bir Asya fili. Ortalama
yaşam süresi 60-70 yıl. Yıllardır yanında bir eşi olmadan
zorunlu ikametini sürdüren Pak Bahadur, yıllar sonra yanına getirilen
fili de kabul etmeyerek dışlamıştı. Çeşme Doğa ve Hayvanseverler
ve Koruyanlar Derneği Başkanı Semra Çetinsoy da Bahadur'ın özgürlüğüne
kavuşması için zamanın çoktan gelip geçtiğini belirterek, ''bu
sadece Bahadur için değil aslında tüm hayvanat bahçelerinin ıslahı
için çok önemli bir adım olacaktır''dedi. Öte yandan, Dünya
Yalnız Bizim Değil Platformu (DYBD) sözcüsü Yalçın Ergündoğan
da yaptığı açıklamada, ''İzmir Fuarı Hayvanat Bahçesi'nde 1954 yılından
beri çok olumsuz koşullarda bir tutsak yaşamı sürdürmekte olan ve
artık oldukça yaşlanmış bulunan ''Pak Bahadur'' adlı filin özgürlüğüne
kavuşturulması için İzmir'de açılan kampanyaya destek verdiklerini''
vurguladı.
Birgün
- Dünya Yalnız Bizim Değil
www.pakbahadur.com
HAYVANLARIN
SENDİKASI YOKTUR
6
Kasım Cumartesi günü SKYTURK TV'de yayınlanan bir programa konuk olan
Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Sn.Asım GÜZELBEY'in yaptığı
açıklamalar üzerine, 'Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu(DYBD) bir açıklama
yaptı. Dünya Yalnız Bizim Değil Platformu sözcüsü Yalçın
ERGÜNDOĞAN'ın yaptığı açıklama şöyle: "6
Kasım 2004 Cumartesi günü SKYTURK TV'de yayınlanan bir programda
faaliyetlerini anlattıktan sonra, programın sonuna doğru, Gaziantep
Hayvanat Bahçesi'ndeki kaplan ile ilgili kendisine yöneltilen bir soru
üzerine, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Sn.Asım Güzelbey
ilginç(!) olduğu kadar, olayın gelişimini izahtan uzak, konuyu saptırmaya
yönelik, demagojik yanıtlar vermiştir. TV programında, olaydan sonra
hergün kendisini cep telefonundan yüzlerce kişinin aradığını ve
"kaplanın akibetini" sorduklarını belirterek, kendisini
arayanların tamamına yakınının "kadın" olduğunu manidar
bir şekilde vurgulamış, Gaziantep'te aç,yoksul çocuklarla ilgili çeşitli
programları ve çalışmaları olduğunu, kendisini arayanların hiç
"aç çocuklar" konusuna değinmediklerini belirtmiştir.
"Kaplanın durumu, kaplanın eski bakıcısının neden görev
yerinin değiştirildiği, gerekli eğitimi almamış ehil olmayan bir kişinin
neden kaplana bakmakla görevlendirildiği, kendisinin sorumluluğu"
gibi noktalara ise, hiç değinmemiştir. "Hayvanat Bahçesi müdürünü
görevinden aldığını" açıklamakla yetinmiştir.
Kendisine
hatırlatmak istiyoruz; "Hayvanların sendikası yoktur". Üzerinde
yaşadığı gezegende, doğaya saygılı, sorumluluk bilincine sahip,
duyarlı insanların hayvanların haklarını korumaya çalışmalarında,
pekçok nedenin yanı sıra sırf bu nedenle bile garipsenecek bir durum
yoktur. Hayvan hakları savunucularının tümü insanlara ve insan haklarına
zaten saygılıdırlar. Dünyadaki açlığın, adaletsizliğin sorumlusu
ise hiç değildirler. Hayvan hakları savunucuları, yaşamını yitiren
Mehmet Geçibesler'e de olayın en başında sahip çıkmışlar, ailesine
taziye mesajları göndermişler sendikalarına da başvurarak, "yaşamını
yitiren Geçibesler için neler yaptıklarını" da sormuşlardır.
Hayvan hakları savunucuları, yaşamın daha eşit ve adil paylaşılmasının
yolunun, tüm canlıların, doğanın ve çevrenin bütünlük içinde
korunmasından geçtiğini, bir parçası olduğumuz biyosferin ise bir bütün
olduğunu asla unutmamaktadırlar…
Öte
yandan, sizi arayanların çoğunluğunun "kadın" olması, kadınların
sosyal yaşama katılımları, hak arama mücadeleleri içine girmiş
olmaları, duyarlılıklarının yoğun olması gibi sayısız nedenlerle
çok olumlu, umut verici bir gelişme ve durumdur. Sizin açıklama üslubunuzdaki
gibi "hafife alınacak", ya da erkek egemen toplumdan aldığınız
cesaretle elinizin tersiyle "evlere kapatacağınız" birer
nesne olmaktan çıkmaktadırlar. Biz DYBD platformu olarak, TV'de yaptığınız
açıklamaları doyurucu olmaktan uzak, sorumlukluktan kaçan, demagoji yüklü
talihsiz açıklamalar olarak görüyor ve sizi protesto ediyor, kaplan'ın
akibetini sormayı sürdüreceğimizi bildiriyoruz..."
Birgün
- Dünya Yalnız Bizim Değil
PETA'DAN
TÜRKİYE'DE AT KURTARMA PROGRAMI
PETA'nın
öncülüğünde Antalya'da yürütülen ve ağır koşullarda çalıştırılan,
bakımsızlıktan ve hastalıktan ölümün eşiğine gelmiş atları
kurtarmaya yönelik pilot program sonuçlandırıldı. Formula 1 pilotu
Michael Schumacher'in eşi Corinna Schumacher'in sponsorluğunda Ağustos
2004'te başlatılan program çerçevesinde atların sahipleri olan köylülere
atları karşılığında birer kamyonet verildi ve bundan sonra bu gibi işlerde
hayvan çalıştırmayacaklarına dair bir anlaşma imzalandı. Anlaşmanın
ardından kamyonetleri teslim alan köylülerin at arabaları imha
edilirken,
kurtarılan atlar tedavi edilmek ve bundan sonraki hayatlarını geçirmek
üzere bir rehabilitasyon merkezine götürüldü. Ne yazık ki hastalıkları
tedaviye yanıt vermeyecek derecede ilerlemiş olan iki ata ötenazi
uygulandı. Diğer atlar taylarıyla birlikte rehabilitasyon merkezindeki
yeni yaşamlarına başladılar. http://www.peta.org/feat/turkishhorses/ Fotoğraflar
için: http://www.peta.org/feat/turkishhorses/photos.asp PETA
AIDS
KEDİLERİ DE TEHDİT EDİYOR
AIDS
şimdi kedilerde de ölümcül sonuçlara yol açıyor. Tıpkı
insanlardaki gibi bağışıklık sistemini çökerten kedi AIDS'i, FIV
(Feline Immunodeficiency Virus) adını taşıyan bir virüsten kaynaklanıyor.
Cinsel
yolla ya da ısırma yoluyla bulaşan FIV, kedilerin bağışıklık
sistemini yok edip, çeşitli enfeksiyon hastalıklarına yakalanarak ölmelerine
neden oluyor. Pek bilinmeyen bu hastalık özellikle sokak kedileri arasında
giderek yayılıyor. Eğer kediniz sık sık sokağa çıkıyor ve diğer
kedilerle temasta bulunuyorsa bu hastalığa karşı dikkatli olmakta
fayda var. Bir kedisini bu hastalık nedeniyle kaybeden Funda Kaya, geriye
kalan hasta kedilerini yaşatmak için yoğun bir mücadele veriyor. Küçükyalı'daki
evinde 30'a yakın kedi besleyen Funda Hanım yaklaşık iki ay kadar önce
yavru kedilerinden birinin ani ölümüyle sarsılmış. Evde baktıkları
diğer kedileri düşünerek bu ani ölümün sebebini bulmak için otopsi
yaptırmışlar. Otopsi sonucunda küçük Fincan'ın viral bir hastalık
sonucu ciğerlerinde ödem oluştuğunu ve solunum yetmezliğinden öldüğü
anlaşılmış. Ardından 5 aylık Efe de aynı belirtileri göstermeye başlamış;
halsizlik, yemek yememe ve ilgisizlik. Veterinerleri viral hastalık olduğunu,
kurtulma şansının çok az olduğunu bu yüzden de serum vererek sadece
ölmesini geciktirdiklerini söylemiş. Daha sonra bununla yetinmeyip
Efe'yi tam teşekküllü bir hayvan hastanesi olan Anatolia'ya götürdüklerini
söylüyor Funda Kaya: "Orada yapılan tetkiklerde oğlumuzda FIV virüsüne
rastlandı. FIV, yani kedi AIDS'i. Ölümcül bir hastalıktı. Ama halen
bu virüsle yaşamakta olan kediler de vardı. Biz de hemen tedaviye başladık.
Günde 2 defa damardan serum veriliyor. Anatolia'daki doktorumuz evdeki diğer
kedilerin de bu virüsü kapmış olabileceklerini, bu sebepten aynı
tedavinin onlara da uygulanması gerektiğini söyledi."
Efe'nin
ağır geçen hastalığıyla uğraşırken diğer kedilerin sağlık
durumlarıyla ilgili her an teyakkuzda olmaya başlamışlar. Nitekim
birkaç gün sonra Miço da hastalanmış. Bunun üzerine maddi şartlar
Kaya ailesi için giderek zorlaşmış: "Bu tedavi masrafının altından
tek başımıza kalkmamız imkansızdı. Kullanılan ilaçlar arasındaki
Immuneks 19,5 milyon lira ve içinde 40 kapsül var. Kaba bir hesapla bize
ayda 17 kutu Immunex lazım. Sağolsun kedigen.com'dan dostlarımız ilaç,
mama, para yollayarak ellerinden geleni yaptılar. Anatolia'da muayene ücreti
almıyorlar. Herkes destek veriyor. Efe ve Miço şu anda çok iyiler. Diğer
kediler zaten hiç hastalanmadı. Bunda tabii ki erken teşhisin ve
tedavinin rolü çok büyük. Onların tedavisine çok erken başladık ve
de bünyelerini çok kuvvetlendirdik. Daha çok desteğe ihtiyacımız
var." Bu hayvanların tedavilerine katkıda bulunmak isterseniz, kuru
mama, ilaç ya da maddi yardımlarınızı ulaştırabilirsiniz. İLETİŞİM
İÇİN:
0 544 256 09 30 aslic@atlantikdnz.com Sabah
Gazetesi - 30.10.2004
FARE
İSTİLASINA KARŞI KEDİLERLE MÜCADELE UMUDU YETERLİ SAYIDA KEDİ
BULUNAMADIĞI İÇİN SUYA DÜŞTÜ Meksika'nın
Chihuahua eyaletine bağlı Atascaderos'ta yaşanan fare istilasına karşı
kedilerle mücadele umudu suya düştü. Kasabalıların başvurduğu zehirleme, kapan gibi
yöntemlerin farelerin doğal avcıları olan diğer yabani hayvanları öldürerek
fare nüfusunun daha da hızlı artmasına yol açtığı anlaşıldığında
kasabaya yedi yüz kedi getirilmesine karar verilmiş, bu amaçla
gazetelere ilan verilmiş ve hayvan koruma dernekleriyle temas kurulmuştu. Kedi
bağışı çağrıları yapıldığında Animal Protection Society üyesi
Emilia de Leon, gönderilen kedilerin tamamı kısırlaştırılmış
olmayacağı için kasabada bu kez de kedi nüfusunun hızla artacağını
düşündüklerini belirtmişti. İki aylık bağış çağrılarının
sonucunda yalnızca 50 kedi bulunabildiği ve kasabaya getirilen kedilerin
büyük bir kısmı alışkın olmadıkları zorlu yaşam koşulları
nedeniyle hayatlarını kaybettiği için Chihuahua'daki fare istilası tüm
hızıyla sürüyor. Uzmanlar kasabada yaklaşık 250 000 fare bulunduğunu
tahmin ediyor. BBC
News - 29.10.2004 http://news.bbc.co.uk/1/hi/world/americas/3965591.stm http://news.bbc.co.uk/1/hi/world/americas/3699342.stm
GREENPEACE
TÜRKİYE: İSPANYOL TOKSİK ATIKLARI GİDİYOR, SIRA İTALYA'DA
Dışişleri
Bakanlığı kaynakları, Greenpeace'e, Çevre Bakanlığı'nın 18
Ekim'de yaptığı basın açıklamasına ek olarak, atığın sahibi
LaFarge firmasının atığın çıkarılması masrafı olan tahmini
1.5-1.8 milyon doları ödemeyi kabul ettiğini bildirdi.
Greenpeace,
hükümetleri yasadışı toksik atık ticareti olaylarının M/V Ulla örneğindeki
gibi bir felakete dönüşmeden önlenebilmesi için gerekli tüm önlemleri
almaya çağırıyor. M/V Ulla, Türkiye karasularına dört buçuk yıl
önce girdi. Gemi, LaFarge-Asland adlı firmaya ait olan, 220o ton uçucu
kül taşıyordu. Toksik atık ticaretinin gerek ulusal, gerek uluslararası
yasalarca yasaklanmış olması nedeniyle, gemi, 2000 yazında
Greenpeace'in İspanya'nın atığı geri alması için yaptığı bir
eylemin ardından mühürlendi. Greenpeace, aynı yılın Ekim ayında bu
kez İspanya Büyükelçiliği'nin önünde bir eylem yaparak İspanya'nın
atığı geri alması istemini yineledi. Bunun ardından, İspanya atık
üzerindeki sorumluluğunu 2002'de kabul etti.
Greenpeace
Akdeniz Toksik Maddeler Kampanyası Sorumlusu Banu Dökmecibaşı, "Türkiye
ve İspanya'nın bir anlaşmaya varmış olduğunu duymaktan mutluyuz.
Umarız M/V Ulla'daki toksik atık, hızlı ve güvenli bir biçimde çıkarılır
ve geri gönderilir," dedi.
Greenpeace
Türkiye - 22.10.2004
PETA,
IAMS’IN KEDİ VE KÖPEKLER ÜZERİNDE YAPTIĞI DENEYLERİ PROTESTO EDİYOR
PETA'nın
Procter&Gamble'ın bir kolu olan kedi ve köpek maması üreticisi
Iams'a karşı başlattığı kampanya sürüyor. 2003 yılının Nisan ayında
PETA, IAMS laboratuvarlarında gizlice çekilen ve laboratuvar
deneylerinde kullanılan hayvanların içler acısı durumunu gözler
önüne seren videonun ardından Iams'ın bu uygulamalara acilen son
vermesi talebinde bulunmuş, 2003 yılı Haziran ayında ise Iams’ın web
sitesinde araştırmalarda kullanılan kedi ve köpeklerin gördüğü
muameleye ilişkin yanıltıcı bilgi verdiği gerekçesiyle Iams ve
Procter & Gamble hakkında Federal Ticaret Komisyonu’na şikayet başvurusunda
bulunmuştu.
www.peta.org
http://www.iamscruelty.com
4
EKİM DÜNYA HAYVAN HAKLARI GÜNÜ
Hayvan
Hakları Evrensel Bildirisi, 15 Ekim 1978'de Paris UNESCO evinde ilan
edildi. 1931 yılından bu yana her yıl 4 Ekim günü Dünya Hayvan
Hakları Günü olarak kabul ediliyor. Ülkemizde de Hayvan Hakları Günü
çeşitli hayvan koruma derneklerinin sahiplendirme, kermes gibi
etkinlikleriyle kutlanacak.
HAYVANLARA
PASAPORT ZORUNLULUĞU GELİYOR
AB'de
hayvanlara pasaport zorunluluğu 1 Ekim'de başlıyor. AB Komisyonu,
sahipleriyle birlikte yolculuk yapacak evcil hayvanlara tek tip pasaport
verildiğini, bu belgede kuduz aşısı kanıtının da yer alması
gerektiğini belirtiyor. Pasaportlarda hayvanların sağlık durumuna ilişkin
çeşitli bilgilerin de yer alacağı belirtildi.
AB
üyesi ülkelerde yolculuk yapacak evcil hayvanlara pasaport mecburiyeti,
1 Ekim'de uygulamaya sokuluyor.AB Komisyonu'nun sağlıktan sorumlu üyesi
David Byrne, evcil hayvanlara tek tip pasaport uygulaması hazırlıklarının
25 üye ülkede tamamlandığını bildirdi.
AB ülkelerindeki evcil hayvanlara pasaportlar veterinerler tarafından
veriliyor. Üye ülkeler, 8 yıl içinde her evcil hayvana mikroelektronik
kimlik plakası takılmasını ve bu plakaların pasaportlarla bağlantılı
olmasını sağlayacak. İngiltere, İrlanda ve Malta daha katı kurallar
uyguluyor ve mikroelektronik kimlik plakaları ile hayvanların
pasaporttaki kimliklerinin kanıtlanmasını şimdiden şart koşuyor. AB
dışı ülkelerden AB'ye gelecek evcil hayvanların kuduz aşısı
belgesi taşıması gerekiyor. İngiltere, İrlanda, İsveç ve Malta, AB
dışından gelecek hayvanlara daha katı koşullar ve karantina süreci
uyguluyor. sesonline.net
- 29.09.2004 GREENPEACE
TÜRKİYE, ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI'NIN ÖNÜNDE EYLEM YAPTI Greenpeace
eylemcileri Ankara'daki Çevre ve Orman Bakanlığı'nın girişini
"Bakan bekliyor, MV Ulla zehirliyor!" yazan bir pankartla bloke
ettiler. Eylemciler ayrıca batık MV Ulla'nın 14 Eylül 2004'te
Greenpeace dalgıçları tarafından çekilen sualtı fotoğraflarını da
ellerinde tutarak Bakan Osman Pepe'yi acil önlemleri hayata geçirmeye çağırdı. Greenpeace,
Bakan'ı acil eylem planı hakkında net bir açıklama yapmaya ve İskenderun'daki
batık MV Ulla gemisinden kaynaklanan büyük çevresel kirlilik riskini
durdurmaya çağırıyor. Greenpeace Akdeniz Toksik Maddeler Kampanya
Sorumlusu Banu Dökmecibaşı, "Çevre Bakanı, MV Ulla'daki atıkların
temizlenmesi için hemen harekete geçilmediği takdirde bu atıkların
Akdeniz'i kirletebileceği yönündeki uyarılara kulaklarını tıkıyor.
Bakan, iki haftadır halkı yanlış yönde bilgilendirmek yerine bu atığı
çıkarma çalışmalarına çoktan başlamış olmalıydı,"
dedi. Greenpeace
Türkiye - 20. 09. 2004
MANİSA'DA
KÖPEK KATLİAMI Manisa
Kenan Evren Sanayi Sitesi'nde barınan ve buradaki işyerlerine bekçilik
yapan çok sayıda köpek, zehirlenerek öldürülmüş halde bulundu.
Edinilen bilgilere göre sanayi sitesi esnafı sabah erken saatlerde işyerlerini
açmak için siteye geldiğinde köpek cesetleriyle karşılaştı. Esnaf
ayrıca, bazı köpeklerin de can çekiştiğine şahit oldu. Köpek leşlerinin
bir kısmının işyerlerinin önlerine, bir kısmının da çevredeki
çöp konteynırlarının yanlarına bırakılmış olduğu görüldü. Gördükleri
tüyler ürpertici manzara karşısında adeta şok geçiren sanayi
sitesinden bazı hayvanseverler, olayı vahşet olarak yorumlarken, can çekişen
bazı köpeklere su vererek iyileştirme çabaları sonuç vermedi. Can çekişen
köpekler de kısa bir süre sonra öldü. Bazı
esnaflar köpeklerin Belediye Veteriner İşleri'ne bağlı itlaf
ekiplerince zehirlendiğini öne sürerlerken, konuyla ilgili açıklama
yapan Veteriner İşleri Müdürü Veteriner Hekim Sait Arslan, ''Bu köpekleri
kesinlikle bizim ekiplerimiz zehirlemedi. Üstelik bizim yöntemimiz; iğne
ile uyutup, daha sonra da onları kamyonetlerle Akpınar Hayvanat Bahçesi'ndeki
köpek barınaklarına götürürüz. Fakat bunu yapanlar mutlaka sanayi
sitesindeki işyerlerini soymaya kalkışan hırsızlardır. Çünkü bu
kişilerin önünde tek engel işyerlerinin önünde bulunan bu sahipli
hayvancıklar. Bu katliam canavarlıktan öte bir şey değildir'' dedi. sesonline.net
- 25.08.2004
İNGİLTERE-GUERNSEY’DE
KEDİ KITLIĞI
İngiltere’ye
bağlı Guernsey adasındaki kedi sahiplerinin kısırlaştırma programını
harfiyen yerine getirmeleri başlangıçta yetkilileri sevindirse de,
adada kedi kıtlığının başgöstermesi üzerine acil önlemler alınmaya
başlandı ve kısırlaştırma programı yeniden gözden geçirilerek değiştirildi.
Kedi nüfusunun artması için West Sussex’ten adaya 4’ü erkek olmak
üzere 21 kısırlaştırılmamış kedi getirildi. Yılbaşına kadar 60
kısırlaştırılmamış kedinin daha adaya gönderilmesi planlanıyor.
2000
yılından bu yana GSPCA (Guernsey Society for the Protection of Animals)a
gelen kedi sayısının yılda 1000’den 100’e düşmesi, kedi
sahiplenmek umuduyla kuruluşa başvuran ve sahiplenecek kedi olmadığı
yanıtıyla karşılaşan ada sakinlerinin tepkisini de beraberinde
getirdi.
GSPCA
sözcüsü Jenny Fox, “Günde yaklaşık 6 kişi arayarak genç ya da
yavru bir kedi sahiplenmek istiyor. Bizse onlara aramaya devam etmelerini
ve bu arada elimize yavru kedi ulaşacağını umduğumuzu söylemek
zorunda kalıyoruz. Burada bulunduğum 10 yıl içinde ilk kez böyle bir
durumla karşı karşıya kalıyorum. Kedi sahiplerinden sorumlu
davranmalarını istedik ve onlar da ‘fazla’ sorumlu davrandılar,”
dedi.
GSPCA,
kısırlaştırma programındaki değişikliği de şöyle özetliyor:
“Elbette insanlara kedilerini sürekli çiftleştirmelerini ve art arda
bakamayacakları yavruları doğurtmalarını tavsiye etmiyoruz. Ancak
sorumluluk sahibi insanlara eğer isterlerse kedilerini kısırlaştırmadan
önce çiftleştirmelerini ve bir kere yavrulatmalarını söylüyoruz.
Veterinerler de kendilerine gelen ve çiftleşmeye engel bir sağlık
sorunu olmayan kedilerin sahiplerine kısırlaştırmadan önce bu olasılığı
da düşünmelerini önerecek.”
Bir
başka GSPCA çalışanı Jayne Le Cras’a göre, “Son 20 yıldır kedi
sahiplerini kedilerini kısırlaştırmaya teşvik ettik. Ancak görünen
o ki, kendi başarımızın kurbanı olduk.”
BBC
News - 19.08.2004
http://news.bbc.co.uk/1/hi/world/europe/guernsey/3579344.stm
http://news.bbc.co.uk/1/hi/world/europe/guernsey/3856241.stm
KUZEY
KIBRIS'TA KÖPEK YARIŞLARI PROTESTO EDİLDİ
Köpek
yarışları, Kuzey Kıbrıs'ta protesto edildi. 14 Ağustos cumartesi akşamı
açılışı yapılan Mesarya Stadyumu önünde, Hayvanları Koruma Derneği,
Baraka Kültür Merkezi, POST ve Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği’nin
çağrısıyla toplanan çeşitli kesimlerden hayvanseverler köpek yarışlarını
protesto etti. Basına yapılan açıklama şöyle:
"Bizler,
çevreciler, hayvanseverler, kumara karşı olanlar, toplumun yozlaşmasını
istemeyenler, köpek yarışlarını protesto ediyoruz ve tüm duyarlı kişileri
“Köpek yarışlarına hayır” demeye çağırıyoruz. Çünkü köpek
yarışları;
* Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne aykırıdır. Hayvan Hakları
Evrensel Bildirgesi’nin 10. maddesi, hayvanlardan, insanların eğlencesi
olsun diye yararlanılamaz, hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan
yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır demektedir.
* KKTC’de yürürlükte bulunan Hayvanlara Zulüm Yasası’na göre bir
zulmetme suçudur. Hızlı köpeklerin yarıştırıldığı bir spor değil,
bir çok devlet tarafından yasaklanmış olan kar güdumlü bir kumardır.
* Gayrı yasal kumara zemin hazırlar ve toplumu yozlaşmaya sürükler, eğlence
kültürümüze vurulan bir darbedir.
* Gözünü hırs bürüyen köpek sahiplerini acımasızlaştırmaktadır
ve köpeklere doping ilaçları verilmesi, 18-20 saat boyunca kafeslerde
bekletilmeleri, sınırsız eksersiz yapmaya zorlanmaları sebebiyle köpeklerin
sağlığı olumsuz etkilenmektedir.
* Her yıl İngiltere’de yaklaşık 10.000, ABD’de 20.000 köpeğin
vahşice öldürülmesine sebep olmaktadır. Yaşlanmış veya güçten düşmüş
köpekler, boğularak, vurularak ya da asılarak öldürülmektedir. Köpek
yarışları devam ettikçe binlerce köpek üretilmeye ve sonra da yok
edilmeye devam edecektir.
Bizler,
memleketimizde bunların yaşanmamasını istiyoruz ve herkesi Hayvan
Hakları Evrensel Bildirgesi’ne ve yasalara uymaya çağırıyoruz.
Toplumun vicdanı bizim yanımızdadır.”
Verilen
bilgiye göre, Mesarya Stadyumu’nun kapatılması için İçişleri
Bakanlığı’na verilecek dilekçeye imza kampanyası da başlatıldı.
İmza kampanyasına çeşitli ilçe ve köylerde de devam edilmesi düşünülüyor.
Protestocular, “Köpek Yarışlarına Hayır” kampanyalarını
kitleselleştirerek sürdürmeye ve bu amaçla 19 Ağustos Perşembe günü
saat 20.00’da Baraka Kültür Merkezi lokalinde buluşmaya karar verdi.
sesonline.net
- 18.08.2004
NAKİLDEKİ
NARKOZ ASLANI ÖLDÜRDÜ
Antalya
Büyükşehir Belediyesi Hayvanat Bahçesi'nde bulunan Paşa ve Sultan adlı
iki aslan, narkozla uyutularak yeni yapılan büyük kafese nakledildi.
Ancak aslanlardan dişi olan Sultan bir daha uyanmadı.
Hayvanat Bahçesi yetkilileri, 'İki aslan küçük kafeste kalıyordu. Büyük
kafes hazırladık ve oraya nakil yaparken anestezi uygulandı. Yeni
kafeste gözlerini açan Sultan, kısa süre sonra can verdi. Sara
krizlerine giriyordu.Yaşlılıktan öldüğünü sanıyoruz' diye konuştu.
Hayvanseverler
ise Sultan'ın fazla narkoz nedeniyle öldüğünü ileri sürerek
hayvanat bahçesi yetkililerini suçladı. 25 yaşındaki dişi aslanın
ölümüyle yalnız kalan Paşa kafesinde bunalım hayatı sürmeye başladı.
Hürriyet
Gazetesi - 26.07.2004
10
YAŞINDAKİ ÇOCUK KÖPEK YAKMAKLA SUÇLANIYOR
Kadıköy'de
iki hayvansever, bir köpeği gaz dökerek yakıp ölümüne neden olduğu
iddia edilen 10 yaşındaki E.U. hakkında suç duyurusunda bulundu. İddiaya
göre, Küçükbakkalköy’de iki hafta önce 10 yaşındaki E.U. ve 6
arkadaşı, kangal cinsi bir sokak köpeğinin üzerine gaz döküp yanar
gazete parçaları attı. Bir anda alev topuna dönen zavallı köpeğin
acı acı havlaması üzerine semt sakinleri yardımına koştu. Ancak,
hemen tedaviye alınan köpek, birkaç gün sonra öldü. Bunun üzerine
hayvansever Elif
Ertürk ve Çiğdem Demirci, görgü tanıklarıyla konuştu ve
E.U. hakkında Kadıköy Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda
bulundu. Ertürk, açılacak bir davada sanık çocuk hakkında hayvan
hakları konusunda emsal olabilecek bir ceza verilmesi gerektiğini söyleyerek,
‘Bu bir cinayet. Çocuk köpeğin üzerine gaz döküp yakmış. Eğer
sanık çocuksa mutlaka terapiye ihtiyacı vardır. İlerdeki hayatında
öldürmek onun için çok basit bir olay haline gelmemeli’ dedi.
Suçlanan
ilköğretim okulu 4’üncü sınıf öğrencisi E.U. ise, olayın kaza
sonucu meydana geldiğini belirterek şunları söyledi: ‘O gün
mahalleli 6 çocukla birlikte kablo topladık. Bunların dış
plastiklerini eritmek için boş arsada yaktığımız ateş bir anda kuru
otlara sıçradı. Köpek otların içinde yatıyormuş. Alevlerin içinde
kaldığında havlamaya başladı, ancak kaçmadı. Taş atarak kovalamaya
çalıştık, ama o yine gitmedi’ dedi.
Hürriyet
Gazetesi
- 29.07.2004
ON
ÜÇ YAŞINDAKİ ÇOCUK KÖPEĞİNE İŞKENCE YAPARAK ÖLDÜRMEKTEN
SUÇLU BULUNDU
Dayton,
Ohio‘da 13 yaşındaki bir oğlan çocuğu köpeğine işkence ederek öldürmekten
suçlu bulundu. Polisin verdiği bilgiye göre çocuk köpeğini önce dövdü,
ardından bıçakladı ve suda boğarak bir hendeğe attı. Riverside
polisi çocuğun evindeki tüm diğer evcil hayvanlara el koydu. Mahkemeye
çıkarılan çocuğa 50 saat kamu hizmeti cezası verildi. Cezanın yanı
sıra çocuğun psikolojik danışmanlık almasına ve bir yıl boyunca gözlem
altında tutulmasına karar verildi.
WHIOtv.
com - 29.07. 2004
KENTUCKY
FRIED CHICKEN'IN TAVUKLARA YAPTIĞI İŞKENCE
ABD'de,
Hayvan Haklarını Koruma Derneği (PETA), kızarmış tavuk satan KFC
(Kentucky Fried Chicken) lokanta zincirine malzeme satan bir firmada, çalışanlar
tarafından tekmelenen, ezilen ve duvara fırlatılan tavukların video görüntülerini
yayınladı. ABD'nin
Batı Virginia eyaletindeki Moorefield'de bulunan bir fabrikada, tavuklara
yapılan işkence görüntüleri, ekim ayından mayıs ayına kadar bu
fabrikada çalışan PETA üyesi tarafından gizlice çekildi.
Hayvanlara
yapılan muamele yüzünden geçen yıldan bu yana baskı altında bulunan
KFC lokanta zincirinin sahibi ''Yum! Brands'' Anonim Şirketi
yetkililerinin, görüntülerin yer aldığı video kaseti izledikleri
belirtildi. KFC
sözcüsü Bonnie Warchauer, KFC'nin sorumlu olan işçi ve işverenlerin
işine son verilmesini talep edeceğini ve daha fazla ihlal yapılması
durumunda firmayla ilişkilerin kesileceğini kaydetti.
PETA'nın
fabrikaya ve şirkete gönderdiği, 22 Temmuz'da yazılan mektupta,
tavuklara uygulanan inanılmaz işkenceyle ilgili olarak görgü tanığı
da bulunduğu bildirildi. Tavuklara uygulanan işkencede; "canlıyken
gagalarının parçalandığı, yüzlerine boya püskürtüldüğü,
boyunlarının burkulduğu, gözleriyle ağızlarının içine tütün
serpiştirildiği" belirtildi. Sorumlu kişiler hakkında eyalet
yetkililerinin soruşturma açmasını isteyen PETA, geçen yıldan bu
yana hayvanlara daha insanca muamele yapılması için şirket aleyhine
dava açmış ve boykot çağrısı yapmıştı. PETA, daha önce
McDonald's ve Burger King gibi lokanta zincirleri aleyhine karar alınmasını
sağlamıştı.
sesonline.net
- 20.07.2004
|