Mahallemizde kalan
son birkaç ahşap evden birinde doğmuştu. Yavru iken iyi beslendiği için
hala sağlam yapılı iri bir kedidir. Onu sevgiyle büyüten yaşlı kadın
öldüğünden beri Sarman her gün mahalleyi tarar, bir yerlerde bulabildiği
artıklarla yaşamını devam ettirir. Rahmetli Yaşar ablanın onun için
ayırdığı ılık tavuk, balık parçacıklarının, yumuşacık köftelerin
hayaliyle dolaşır durur. Evlerden gelen nefis yemek kokuları eşliğinde
çöp tenekelerinde bulabildiği tavuk kemiklerini, balık kafalarını yer.
Mahallenin hukukçu kedisidir. Öteki kedilerin kedi yasalarına uymalarını
sağlar. Önce yavru kediler, sonra hamile kediler ve en son diğerleri
yemek yemeğe izinlidir. İşte bu noktada Sarman yaşlı ve güçlü bir kedi
olmanın avantajlarını kullanır ve öteki kedileri sindirip geri kalan
yemeğin büyük bir parçasını kapar. Mahalledeki yavruların bir kısmı
hayatını Sarmana borçludur. Anneleri ölünce ortada kalan yavruları ve
ilgisiz anne kedilerin yavrularını Sarman hep korumasına almıştır.
Sarman birkaç
gün görünmedi. İyi yemekler bulduğunda bize gelmediğinden ortada
telaşlanacak bir durum yoktu. Yine de Sarmanı düşündükçe içimde bir
huzursuzluk duyuyordum. Derken Sarman bir gözü yaralı olarak geliverdi.
Belki başka kedi tırmalamıştır derken aynı yerden bir daha yaralandı. Bu
defa yaralama olayının pek kedi işine benzemediğini düşünmeye
başlamıştım.
Zavallı Sarman
yarasını ağaç dallarına sürerek kaşıyordu; belki de kendini tedavi
ediyordu. O kadar korkmuştu ki kimseleri yanına yanaştırmıyordu. Yemek
verip her defasında biraz daha yaklaşarak insanlara yeniden alışmasını
sağladım ve çok yanlış bir şey yaptığımı daha sonra anladım. Bir sabah
acı acı feryat eden bir kedi duydum. Acı miyavlamaların yönünü tespit
edebilmiştim. Birkaç gün sonra Sarman çok aç ve çaresiz bir halde
geldiğinde arka ayaklarını sürükleyerek zor yürüyordu ve ağzında da bir
yırtık vardı. Bir insanın bu kediciğe düşman olduğu kesindi.
Birkaç gün
sonra şüphelendiğim evdeki bir konuşma durumu anlamama yetti. Kuş
besleyen çocuk beyaz güvercinlerinden birini tutup öldürdüğünü sandığı
Sarmanı bir daha kuş tutamaz hale getirmeye çalışıyordu. Mahallede genç
ve saldırgan başka bir Sarman vardı ve sanırım yaşlı Sarmanla
karıştırılmıştı. Ayrıca kuşçu çocuğun kuşları da sevmediği, onları sırf
gelir getirsin diye eğittiği kesindi. Kuşların ayaklarına ip bağlayıp
salıyor ve bazen ayağı kopunca acımak şöyle dursun kuşa küfürler edip
onun artık işinin bittiğini, ‘gebermesi’ gerektiğini söylüyordu. Yani
egoist kuşçu çocuğun Sarmana yaptıklarını affettirecek hiçbir yanı
yoktu. Sarmanı haftalarca yumuşak besinlerle besleyip hayatta kalmasını
sağladım. Kuşçu çocuğa gelince, yapabileceğim bir şey yoktu. Bir
şekilde doğa tarafından cezalandırılması gerektiğini düşünüyor fakat
böyle bir şeyin olabileceğine de pek de inanmıyordum. Bir gün aniden kuş
gribi korkusu ortaya çıktı ve herkesten fazla egoist kuşçu
çocuğu
etkiledi. Artık ne Sarmanı ne de güvercinlerini düşünecek hali yoktu.
Kuşlarını uçurup yüzüstü bıraktı ve bir süre mahalleden uzaklaştı. Can
korkusu ona yeterli bir ceza olmuştu sanırım. Egoist bir insanın can
korkusu normal bir insanınkinin katlanmışıdır.
Sarmana
gelince, aldığı darbelere karşın yaşlı ve bilge bir kedi oluşunun
sayesinde hayatta kalmayı sürdürebiliyor. Kuşçu çocuk gittiğinden beri
mahalle biraz daha emniyetli. Artık insanlara daha tedbirli yaklaşıyor;
veren olursa yemeği kapıp kaçıyor. Muhakkak ki hala Yaşar Ablanın
yanındaki eski huzur ve sevgi dolu günlerini arıyor. Eskisi gibi kocaman
sarı kafasını uzatmıyor sevsinler diye. Hayat biraz zorlaşsa da, Sarman
için hala yaşanmaya değer. Sarman hala yavru kedileri koruyor, mahallede
kedi yasalarının sürdürülmesini sağlıyor. Kedi arkadaşlarının davranışı,
çiçeklerin, kuşların, kertenkelelerin davranışı zaten binlerce yıldır
hep aynı. İnsanların davranışları da zaman zaman anlaşılmadık bir
biçimde değişmeseydi hayat çok daha kolay olurdu bilge Sarman için.