BEGÜM TONYALI'NIN KEDİLERİ ŞERO VE TIRTIL

Onları çok seviyorum.

Yıllarca kedilerden uzak durdum, sevmediğimden değil… Muhabbet kuşum vardı, bir de sokakta bakıp başına kötü şeyler gelmiş kedilerim olmuştu. Ben de deli gibi kedileri sevmeme rağmen uzak duruyordum - ta ki Şero ve kaderdaşlarını (bunlar sokaktaki çocuklar tarafından annelerinden ayrılmış ve ortada kalmış 5 yavru kedicikti) bulana kadar.

Önce biraz büyütüp sokağa bırakacaktık, ama kıyamadık ve hepsini sahiplendirdik bir şekilde. Şero’ya bile sahip bulundu, ama nedense o benim için özeldi ve onu yeni sahibinin yanına bıraktığım andan itibaren geri istemeye başlamıştım ve 3 gün hüngür hüngür ağladıktan sonra Şero’ya tekrar kavuştum. Moda’daki evimde Şero özgürdü, tam bir çatı kedisi olmuştu. Terasımızdan çıkıp bütün gün çatıları dolaşır ve akşamları evine dönerdi. Yan komşumuzun da “yeni yetme” Yogi adında bir oğulları vardı ve bunlar iki arkadaş gibi birlikte çatıları gezerler, akşam evlerinde yemeklerini yerler ve tekrar dışarı çıkarlardı. Sabah Yogi gelir Şero’yu çağırır ve bunlar sabah turuna çıkarlardı.

Sonra taşındım ve Şerocuk eve kapandı. Ben de çok çalışan birisi olarak onu evde yalnız bıraktığım için çok vicdan azabı çekiyordum ve ikinci bir kedi arayışına girdim. Şero’ya söz vermiştim bayram hediyesi olarak ona bir arkadaş getireceğime. Gerçekten de sözümü yerine getirmem uzun sürmedi. Yirmi beş kedili bir evden Tırtıl Hanım geldi. O ne ihtişam, ne boyuttu! Geldiğinde yedi – sekiz aylıktı ama, tam bir Osmanlı kedisi kadar heybetli bir tekir hanımefendisiydi. Yüzü ve sesi ise o heybetle hiç uyum sağlamıyordu. Yüzü şirin bir baykuş gibiydi, sesi de ince mi ince ve kısıktı (hatta ilk başlarda ağzını açıp ses bile çıkartamıyordu). Şero Tırtıl’ı gördüğü an pati atmaya başladı “Hadi kızım nazlanma, oynama vakti!” diye. Ama Tırtıl ağırdan alıyordu ve de biraz gergindi. O kadar ilgiden rahatsız olmuştu. Sonra birlikte top oynadılar, yoruldular, biraz mama yediler ve Tırtıl bir “yerler” aramaya başladı. Şero ise peşinden hiç ayrılmıyordu. Sonra Tırtoş tuvaletini buldu ve işini tam görecekken, Şero diğer kaba gitti ve senkron bir biçimde arkadaşlıklarını “ıslattılar”. Çok komiktiler. Ertesi gün onları evde yalnız bile bırakabildim ve hiç sorun çıkmadı.

Artık iki kardeş gibiler, bazen koyun koyuna bazen ayrı ayrı yatarlar. Bazen bakarsınız birinin ağzında diğerlerinin tüyleri olur, boğuşmuşlardır. Yan yana pencerenin önüne oturup kuşları seyredip kekeleye kekeleye ağızları sulanır ve öylece dururlar.

Şero çok konuşur. Yani gerçekten konuşur, miyavlamaz. “Heev heev” diye incecik bir ses çıkartır. “Anneyney” der. Tırtıl ise hiç geveze değilken Şero sayesinde konuşmayı öğrendi, ama onun sesi hep ıkınırcasına çıkar: “Mi-iy mi-iy” diye.

Evim onların evi, çünkü ben evde yokken istedikleri gibi gezip tozarlar. Evimi onların ve benim ihtiyacıma göre döşedim. Ortada ayakkabı veya portmantoda palto bırakmıyorum artık, çünkü bazı ayakkabılarımda Şero sayesinde “güzel” diş izleri oluşmuştur. Paltolarımın eteklerinde de Tırtıl’ın tırmık izlerini görebilirsiniz. En sevdikleri yer salonda güneşli havalarda yatıp ısınmaktır. Kışın ise radyatörün üstü veya yanı tercih ettikleri yerlerdir. Polar battaniyelere ikisi de hasta oluyor.

Daha çok genç olduklarından -Şero 4 ve Tırtıl 3 yaşında- çok uzun yıllar benimle birlikte yaşamalarını diliyorum. En azından emekli olduğumda onlarla daha fazla zaman geçirebilirim. Bu iki tatlı şey hayatıma şans getirdi, ve yeni bir bakış açısı: onlarla birlikte sokaktaki kedilerle de ilgilenmeye başladım. Sokaktakilerin sesini de duymaya başladım. Evet, Şero ve Tırtıl sayesinde sokaktakilerle de ilgilenmeye başladım. En azından her gün mamalarını ve sularını veriyor ve kolluyorum artık. Ben çok şanslıyım, çünkü ikisi de iyi kediler ve tekrarlıyorum: onları çoook ama çoook seviyorum :)

Kedi Albümü'ne dön

Kedi Albümü'ne dön