ÖZGE ÖNEŞ'İN KEDİSİ KAŞMİR

Kedileri, köpekleri yıllardır uzaktan uzağa seven, evinde balık, kuş ve su kaplumbağası beslemekten öteye gidememiş bir hayvan sever olarak son bir aydır müthiş keyifliyim.

“Neden” mi?

Anlatayım:

Yeşilköy’de, yaşadığımız sitenin kocaman bir bahçesi var ve biz de giriş katında oturuyoruz. Komşularımız sitemizin bahçesinde onlarca kediyi beslemekte, hatta bazılarının kilosunun “maşallah”ı var, o kadar kocaman ve tombullar ki, onlara “sokak kedisi” demeye bin şahit istiyor.

Onları öyle tombul tombul etrafta dolanırlarken gördükçe ben ve iki kızım da hep heveslenirdik; bir tane de bizim kedimiz olsa da, evde baksak, sevsek diye...

Ancak eşim buna karşıydı. Gerekçe olarak “Sen ve kızların her sabah işi için, okul için evden çıkıp gideceksiniz; hayvancağızın bütün bakımını bana yükleyeceksiniz” diyordu. Kızamıyordum, haklıydı. Eve bir kedi almak için her heveslenişimizde aklımıza onun bu sözlerini getirerek içimizdeki arzuyu bastırıyorduk.

2006’nın Ekim ayında daha önceden bahçede gördüğümde bana diğerlerinden çok daha farklı ve daha güzel gelen bir kedi penceremizin önünde bir görünüp, bir kaybolmaya başladı. İstisnasız her akşam güzel yüzünü, salonumuzun bahçeye bakan camına dayayıp içeriyi süzüyor, bize adeta şirinlik gösterileri yapıyordu. O günlerde camı açıp onu ailece okşamaya, sevmeye, beslemeye başladık. Bir süre sonra biz eve gelir gelmez (ki sokak kapısı ön tarafta olduğundan bahçeye bakan cepheyle hiç alâkası yoktur) daha üstümüzü başımızı çıkartmadan sanki geldiğimizi görmüş, duymuş gibi çoğunlukla camda belirir oldu. O belirmese de ben veya küçük kızım doğru cama gider bakardık. Camın açılırken çıkardığı sesi tanıyan o şirin yaratık kendi çapında son sürat koşarak gelir camın önünde bitiverir, guruldamaya başlardı.

İlk günler her camı açışımızda ağaçların arasından çıkagelen ve yemeğini önünde bulana kadar kıpır kıpır oynaşıp, “gurrr!”layan bu kediden “Şımarık” diye bahseder olduk. Kulağındaki işaretten mahallemizdeki veteriner tarafından kısırlaştırılmış olduğunu da anladık...

Bir-bir buçuk ay kadar sürdü cam önü sevgi alışverişimiz. Gerçi, biz bu alışverişte sevginin yanına her seferinde yemek de ilave eder olmuştuk ya neyse! :) Sonra küçük kızım Özge, “Şımarık”ı severken onun, karın bölgesinden sevilmekten hiç hoşlanmadığını bilmediği için o “yasak bölge”ye el atınca Şımarık’tan ilk “pati”sini yemiş oldu. Bu pati bizde birtakım mikrobik risklere karşı aşı yaptırma fikrini de çağrıştırdı. Onu tanıdığını, 1,5 yaşında genç bir kız olduğunu söyleyen Veteriner Özgür Abi’si, 3 ayrı iğneyle gerekli tüm aşılarını yapınca ve doğal olarak her iğnede ciyak ciyak bağırtınca, biz artık o olaydan sonra birkaç gün Şımarık’ı camın önünde göremeyiz diye düşünüyorduk. Oysa o, o kadar iyi huyluydu ki ve sezgileri o kadar gelişmişti ki, aslında onun sağlığını düşündüğümüzü anlamıştı sanki. Ortadan kaybolmadı; aksine o gün camın önünden hiç ayrılmayıp mahzun mahzun bize bakındı durdu. Veee işte bu olay, bu sevimli sokak kedisinin bir ev kedisine dönüşme sürecinde dönüm noktası oldu.

Annemiz, adı gibi kendisinin de bir “Melek” olduğunu yine gösterdi ve Şımarık’ın o geceyi dışarıda geçirmesine gönlü razı gelmedi. Bu arada evdeki ilk gecesinde tüm ev halkı tarafından özellikle boyun bölgesinden sevilirken guruldayan bu sevimli yaratığın tüylerinin güzelliği büyük kızım Zeynep tarafından bir öneriye dönüştü. “Bunun ismi Kaşmir olsun, şu tüylere bakın!” deyiverdi. Gerçekten de müthiş bir şey onu okşamak ve Kaşmir ona çok yakışan bir isim oldu.

Birkaç haftadır evimiz çok şenlikli. Boynunda isimliğiyle şıngır-şıngır dolanan, ne yapıyor, yine mi uyuyor diye ortalıkta olmadığında dahi bizi peşinden koşturan Kaşmir evde herkesin ilgi odağı oldu. Siz, hele benim hâlimi bir düşünün: Evde iki kızım, bir Kaşmir, bir de karımdan oluşan küçük ama etkin bir bayanlar ordusu söz konusu :) ve ben bu ordunun tam ortasına düşmüş durumdayım. “Şikayetçi misin?” derseniz, hiç değilim. Muhtemelen “Maviş” adlı muhabbet kuşumuz şikayetçidir çünkü o farkında değil ama can güvenliği açısından onu evden ofise taşıdık ve oraya alışmaya çalışıyor.

Biz şimdi yıllardır heveslendiğimiz ve fakat gerçekleştiremediğimiz bir hayalin nihayet gerçeğe dönüşmesinin büyük keyfini yaşıyoruz. Tek tasamız, yarın, öbür gün hep birlikte bir seyahate çıkmaya karar verdiğimizde Kaşmir’i nasıl tekrar bahçeye bırakacağımız... Kim bilir belki o da bir müddet eski günlerine dönmekten mutlu olur. Kim bilir..?

Siz, okumakta olduğunuz bu hikâyenin sonuna geliyorsunuz. Fakat bizim için bu güzel hikâye daha yeni başlıyor. Darısı tüm kedi severlerin başına. Bu arada eğer Kaşmir’in dili olsaydı, bu olanlardan sonra eminim o da “darısı tüm sokak kedilerinin başına!” derdi.

Tayfun Öneş

Kedi Albümü'ne dön

Kedi Albümü'ne dön