MELTEM TÜMERDEM'İN KEDİSİ GYPSY

Tüm hayvanseverlere merhaba! Benim hikayem evimizin vahşi panteri, bahçemizin minik faresi, aile reisimiz, sohbetlerimizin değişmez objesi, altı yıllık dostum Gypsy ile ilgili. Küçükken teyzem bana hep farklı farklı, birçoğunun anlamı olmayan isimler takarak severdi, o zamanlar hiç anlamaz, “Benim adım Meltem Meltem” diye uyarırdım ama şimdi bakıyorum da farketmeden ben de Gypsy’i aynı şekilde seviyor olmuşum. Puccini, Monçiçilya del Toro, Bıncırdık, vs.

Gypsy ile ilk tanışmamız Eskişehir’in sıcak Haziran günlerinden birindeydi. Lise sondaydım, bahçede arkadaşlarımla susmak bilmeyen dört tane küçücük yavru kedi bulduk, hemen süt aldık ama o kadar küçüklerdi ki onları beslemeyi pek beceremedik doğrusu. Dersler bitmiş okulun çıkış saati gelmişti. Sanki o günlük güneşlik hava hiç olmamış aslında sonbaharın en korkunç yağmurlarından birini yaşar gibiydik ve daha kötüsü pisiciklerin annesi ortalıklarda görünmüyordu. Spor salonunun görevlisine yalvardık, bir geceliğine içeride kalsınlar diye, çünkü ya yağmurdan ya da civardaki kocaman köpekler tarafından zarar görmeleri kaçınılmazdı. Ama nafile, görevliyi ikna edemedik ve dört arkadaş dört yavruyu paylaşmak durumunda kaldık. Eminim annesi aramıştır yavrularını ama o an için başka çare yoktu ve bu çaresizlik altı yıldır süren sıkı bir dostluğun başlangıcı oldu.

Gypsycik biraz büyüyünce ona kuru mama vermeye başladık ve bu yaptığımız en büyük hata oldu, bedelini de çok ağır ödedik. Kuru mama alışkanlığının başlamasından bir yıl sonra Gypsy hastalandı, çok ciddi idrar problemleri başladı, civardaki veteriner hekimlerin desteğiyle bir kaç saat rahatlıyor sonra yeniden fenalaşıyordu. Fazla vakit geçirmeden Uludağ Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’ne götürdük, yapılan tetkiklerin, aldığı uyuşturucuların haddi hesabı yoktu ve bir iki gün sonra “İsterseniz uyutalım” dediler, idrar yolları taşlarla dolmuştu ve kanı idrarına karışmıştı. Acı çekmesini istemiyorduk ama bir türlü “Uyutalım” da diyemiyorduk. Ve sonunda fakültenin değerli hocalarından biri “Dün akşam saatlerce sizin vakanızı düşündüm, ameliyata alırsak sağ çıkmayabilir, aklımda bir yöntem var öncelikle onu uygulamakta fayda görüyorum,” dedi. Üzerinden dört sene geçti ama hocanın ameliyathaneden çıkışını dün gibi hatırlıyorum, bir an için içimden ona sarılmak gelmişti. Çok başarılı bir operasyon geçirmiş, ameliyata gerek kalmadan kurtulmuştu Gypsycik. O günden itibaren kuru mama ve hatta konserve mamaların hepsi yasaklandı, başlangıçta epey nazlandı ama önünde iki seçenek vardı ya evde pişen yiyeceklerden yiyecekti ya da ölecekti. Yaşadığım bu kötü tecrübeden sonra doktor kontrolünde olduğu söylenen kuru mamalardan dahi kullanmamanın en doğrusu olduğuna karar verdim, en iyisi hekimlerin de ifade ettiği gibi doğal yiyeceklerdi.

Şimdi çok mutlu bir beraberliğimiz var, tabi ki pek çok sorun yaşıyoruz, örneğin bahar aylarında eve çok kötü kokular saçıyor, arada tabağına koyduğumuz yemekleri her yerde dolaştırıyor, geceleri mutlaka ayak ucunda uyumak istiyor, vs. Ama çektiğimiz hiç bir zorluk bir an için bile onu bir başkasına vermek ya da sokağa atmak gibi bir fikre kapılmamıza neden olmadı. Bir canlıyı evde beslemenin gerçek hayvanseverler için anlamı en zor günlerde bile onları çaresiz bırakmamaktır, bu nedenle bir anlık heves için evde hayvan besleyen, en ufak bir zorlukta onları sokağa bırakacak kişilerin bu işe hiç kalkışmamalarını öneririm. Çünkü ev hayatına alışmış bir canlının sokaktaki vahşi hayata uyum sağlaması neredeyse imkansızdır, diğer bir deyişle o canlıyı sokağa bırakmakla onu öldürmek arasında pek de bir fark yoktur. Tüm doğaseverlere sevgiler....

 

Kedi Albümü'ne dön

Kedi Albümü'ne dön