Dün akşam döndüğünde yağmur da başlamıştı. Çok yağmıyordu ama bu sucuk gibi
ıslanmıştı. Çamur içinde. Hadi havlular aldık, kuruladık. İçeriye uyumaya
gitti. Sabah kalktığında topallıyordu. Belli ki dün akşam kavgaya karışmış,
çamurlara bulanmıştı. Bizim taraf tekir bir erkek kedinin bölgesi. Kedi dediysek kaplan ufağı birşey. Belli ki bir sponsoru var, yoksa çöpten
beslenerek bu kadar besili kalamaz. Adına Sarı Kedi diyorum. Bu çevrede erkek
kedi barındırmıyor. Bizimki kurtarılmış bölgede yaşıyor ama arazide yakalandı
mı epey hırpalanıyor. İşte, dün akşam da gece devriyesi esnasında yolları
çakışmış olmalı. Bizimkinin adı Mızmız. Sosyal demokrat bir kedi. Kimseyle
kavgası filan yok ama sokak yaşamına uygun değil bu özellik. Salonlarda filan
geçer ama sokakta kendini koruyabilmesi lazım.
Bari dedim, kendini koruyabilmesi için Uzakdoğu savaş sanatları eğitimine
versem de bu hırpalanmaktan, ben de veterinerlere tamir parası vermekten
kurtulsam. Aikido eğitimi almasının en uygun olacağını düşündüm. Hem saldırgan
değil, hem saldırıya karşı kendini koruyabilecek, hem de felsefesine epey
yatkın. Zaten devamli meditasyon yapıyor. Önce bir Aikido elbisesi diktirelim
dedim, sonra uygun bir Dojo ararız. Bunu koltuğumun altına alıp ölçü aldırmak
üzere köşedeki terziye doğru yola çıktım.
Terzi tek kişilik dükkanında çalışan gençten biri. Sanatkar bir çocuğa
benziyor. Bilmiyorsa bile biraz tarifle Aikido giysisini kolaylıkla diker.
Dükkana girince bir bana, bir de koltuğumun altındaki kediye baktı. Belli ki
kolunun altında kediyle gelen müşterilere pek alışkın değil.
"Aikido giysisi
diktirmek istiyoruz," dedim.
"O nedir ki
abi?" diye yanıtladı.
Normal. Aikido'yu
bilmiyor. Pijama gibi şalvarlı bir şey. Bizimki zaten biraz düşük göbekli
giymeyi sever zaten.
"Karate, Judo giysisi gibi birşey, kedi için," dedim.
Hafif
muzip ama daha çok şüpheci bir bakışla baktı, "Biz ondan dikmiyoruz
abi," dedi. Zaten Aikido'ya ısınamadı bu çocuk. Kıvıramadığından O diye bahsediyor ama
olsun, biraz tarifle dikebilir.
"Niye?" diye sordum.
"İhtisasımız değil," dedi.
Haa, o başka tabii. İhtisası olmayan bir alanda dikiş dikmesini
isteyemeyiz haliyle.
"Peki kime gideyim, biliyor musun?" dedim.
"Soracaksınız
abi," diye yanıtladı. Kıvırtıyor. Bilmiyorum diyemiyor, soracaksınız diyor. Yer miyiz?
Yemeyiz ama ne yapalım teşekkür edip çıktık. Divane miyim kolumun altında kedi
terzi, terzi dolaşacağım, kim Aikido giysisi diker diye arıyacağım. Böyle
olmayacak. Başka bir yöntem bulmalı.
En iyisi önce bir Dojo bulalım diye düşündüm, onlar nasıl olsa nerede giysi
diktirebileceğimizi bilirler. İşte bu fikir çok iyi. Beğendim. Hadi eve döndük.
Araştırdık filan. Yakında bir Dojo var. Hadi yine Mızmız koltuğumuzun altında
Dojo'ya doğru yola çıktık. Bir apartmanın altındaki garaj yerini "Karate,
Tekwando, Judo ve Bilimum Uzakdoğu Dövüş Sanatları Merkezi" yapmışlar.
Apartmanın yanından dik bir merdivenle iniliyor. Yolda tabelası var. Merdivenden indik. Garaj kapısından girdik. Yere
halıfleks döşemişler. Bir sürü
çıplak ayaklı herif canhıraş feryatlar atarak birbirlerine hamle yapıyorlar. Bu
iyi, bizimki de hep çıplak ayakla gezer, kolay uyum sağlıyacaktır diye
düşündüm. Ortak yanları var. Bizimki korkudan büyümüş gözleriyle etrafa
bakıyor. Tırnaklarını koluma geçirmiş, ceketin altından bile hissedebiliyorum.
Bıraksam kaçacak ama bırakmıyorum. Dojo'nun içinde kedi kovalamaya başlarsak
ilk intibanın etkisini yitiririz. Sıkı, sıkı tutuyorum.
"Usta nerede?" diye
sordum.
Ustayı gösterdiler. Tatar galiba. Çekik gözlü olunca daha iyi dövüşçü
mü olunuyor bilemem ama göz yapısı bizimkinin göz yapısıyla çelişki içinde
değil. Bu da olumlu bir faktör.
"Aikido dersi veriyor musunuz?" dedim. O şüpheci bakışla hep karşılaşıyorum
nedense. Alışmam lazım.
"Veriyoruz ama kediyle
olmaz," dedi. Ne yani beni tek elinde kedi, öbür elinin parmaklari pençe gibi savaşan egzotik dövüşçülerden mi
zanneti nedir.
"Benim için değil, kediye Aikido eğitimi aldırmak
istiyorum," dedim.
Çevremiz kalabalıklaşıyor. İlgileri arttı. Dövüşçü filan tipler ama kedi
sevgisi var içlerinde. Hepsi toplanmış bir bana, bir Mızmız'a bakıyorlar.
Usta,
"Kedilere eğitim vermiyoruz," dedi. Al sana bir ayrımcılık örneği. Kedilere
eğitim vermiyorlarmış. Neden? Bunların canı yok mu? Sırıtarak bakıyorlar.
Burada fazla kalmasak iyi olacak. Kedileri küçük görüyorlar. Yine de bir
deneyeyim dedim.
"Bildiginiz Dojo var mı, tavsiye edebileceğiniz?" diye sordum.
"Soracaksınız," diye yanıtladı. Kıvırtıyor. Bilmiyorum diyemiyor, soracaksınız
diye baştan savıyor. Belki de vardır ama müşteri göndermek istemiyordur.
Rekabet meselesi. Teşekkür edip çıkıyoruz. Bunun pençeleri biraz sakinledi.
Burayı pek sevmedi galiba. Sevmediği bir yerde eğitime göndermek de istemem
zaten. Bu Dojo arama işinden vazgeçeğiz galiba. Buna bir tüp biber gazı alsam
Sarı Kedi'ye karşı kullansa başarılı olur mu acaba? Bu biber gazı spreyiyle
dolaşmaya başlayınca, Sarı Kedi'nin sponsoru da ona gaz maskesi alır ve boşuna
masraf etmiş oluruz. Belki gece görüş dürbünü alsam daha iyi olur. Sarı Kedi'yi
uzaktan görür yolunu değiştirir. Bu daha iyi bir fikir. Yarın avcılık
mağazalarını gezeyim de kediler için gece görüş dürbünü arayayım bari.